EDİRNE


Trak Soylarından olan Odris'ler tarafından MÖ. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak kalmıştır.
Edirne, Milattan sonra ikinci ve üçüncü yüzyıllarda askeri, ticari ve tarımsal bakımdan çok önemli bir kent görünümündeydi. Bu durumu günümüzde de sürdürmektedir. 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle İstanbul'un alınışına kadar (92) yıl boyunca Osmanlı Devletinin başkenti olmuştur.
Edirne'de eski çağdan itibaren sanat eserleri yapılmıştır. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne Kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır. Ayrıca, Edirne'de Osmanlı Mimarisinin de çok değerli örnekleri mevcuttur. Selimiye Camii bunların en ünlüsüdür.
KIRKPINAR



Orhan Gazi'nin Rumeli'yi ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40 askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde, adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü yenişemedikleri görülür. Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları kesilerek oldukları yerde can verirler.

Arkadaşları onları aynı yerdeki bir incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, "KIRKPINAR" adını verirler.Yunanistan'ın Samona köyünün merası içindeki alan asıl KIRKPINAR çayırlıdır. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki "Virantekke" denilen yerde düzenlenmiştir.Cumhuriyet'ten sonra 1924 yılında ise güreşler Edirne'nin Sarayiçi mevkiinde yapılmaya başlanmıştır.

Edirne'nin en büyük kültür, spor, sanat organizasyonu olan Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri Haftası 1 hafta süreyle Edirne'ye olağanüstü bir canlılık kazandırmaktadır. Dünyanın ve yurdun dört bir yanından gelen milyonlarca izleyici, basın mensubu, halkoyunları ekipleri, sanatçılar, diplomatlar ve devlet adamları Kırkpınar'a renk katmaktadır. Genellikle Haziran ayı sonu, Temmuz ayı başlarında düzenlenen Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri Haftası 7 gün sürmektedir. Pazartesi günü akşamüstü Belediye önünde toplanan yerli ve yabancı halkoyunları ekipleri, önceki senenin başpehlivanı ile birlikte bir grup pehlivan ve protokol, kortej halinde bando ve Kırkpınar davul-zurna ekibinin eşliğinde Atatürk Anıtı'na gider. Buradaki törenden sonra kortej yaya olarak 25 Kasım Şehir Stadı'na geçer. Burada toplanan kalabalık izleyici grubu karşısında tüm ekipler kısa gösterilerde bulunurlar. Bu arada Türk Kuşu paraşüt ekibi de paraşüt gösterisi yapar. Yaklaşık 2 saat süren bu törenlerin ardından akşam Selimiye Meydanında kukla ve karagöz gösterileri, Belediye Bandosu'nun şehir merkezinde gösterileri yapılır. Bando ve halkoyunları ekiplerinin gösterileri hafta süresince devam etmektedir.

Güreş dışında "Kırkpınar Kupası" adıyla tertiplenen diğer spor müsabakaları Kırkpınar Haftasının ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri yapılır. Her yıl düzenlenen Kırkpınar Güzellik Yarışması ile Trakya Ev Yemekleri Yarıması ise kalabalık bir izleyici grubunun önünde haftanın üçüncü günü öğleden sonra yapılmaktadır. Kırkpınar Haftası'nda güreşler Cuma günü öğleden sonra Sarayiçi Er Meydanı'nda başlamaktadır. Aynı gün sabah saat 10'da güreşecek başpehlivanlar, hakemler ve protokol yine davul-zurna eşliğinde Belediye önünde toplanarak şehrin girişinde o yılın Kırkpınar Ağası'nı karşılarlar.
Edirne Belediye Başkanı burada Kırkpınar Ağası'na altın kemer takarak onu Belediyeye götürür ve bir süre ağırlar. Daha sonra ise aynı grup Belediye önünden Atatürk Anıtı'na giderek törene katılır. Buradan Kaleiçi semtinde Adalı Halil ve Kara Emin pehlivanların kabirlerinin bulunduğu pehlivanlar mezarlığına geçilir ve dua yapılır.
İNANÇ TURİZMİ



Selimiye Camii : Mimar Sinan'ın "ustalığımın eseridir" dediği bu cami dünyada tek kelimeyle "mimarlık harikası" olarak tanınır. Dahi mimarın 84 yaşındayken inşa ettiği bu görkemli cami Sultan II. Selim adına yapılmıştır. 1569 yılında yapımına başlanılan cami 6 yıl süren yorucu bir uğraş sonunda 1575 yılında tamamlanmıştır. Caminin dört köşesinde birebir eşit boy ve çapta dört minare yer almaktadır. Bunlar 70,89 metreyi bulan boyları ile "Türkiye'nin en yüksek minareleridir. 31,28 metre çapındaki kubbesi de aynı özelliği taşımaktadır. Caminin duvarları ve mihrabı İznik ve Dimotoko çinilerinin en mükemmelleri ile süslenmiştir. Edirne'ye her yönden girişte iki taneymiş gibi görünen, ancak yaklaştıkça 4 tane olduğu anlaşılan minarelerin birisinin üç şerefesine üç ayrı merdivenle çıkılmaktadır. Bu merdivenlerden çıkanlar birbirlerini asla görememektedirler. Bu usta mimarın akıllara durgunluk verecek kıvrak zekasının timsali sayılmaktadır.
Üç Şerefeli Camii : Edirne'nin bir başka simgesidir. 1443-1448 yılları arasında Sultan II. Murat tarafından Konyalı Hacı Alaaddin'e yaptırılmıştır. Üç minaresi bulunan caminin her bir minaresinde ayrı bir motif bulunmakta, burmalı minaresi en dikkat çekeni olmaktadır. Camiye adını veren bir başka minare de üç şerefeli olanıdır ve bu minare 67 metrelik boyu ile dünyanın en yüksek minareleri arasında yer almaktadır.

Eski Camii : Sultan II. Mehmet tarafından 1403-1414 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimarı Konyalı Hacı Alaaddin'dir. Üzerindeki kitabelerin güzelliği ile dünyada ün yapmıştır.
Muradiye Camii : Sultan II.Murat tarafından 1435-1436 yılları arasında Sarayiçi mevkiine bakan bir tepe üzerinde inşa ettirilmiştir. Çini mihrabı fevkalade güzeldir. Yanında XVIII.yy'dan kalma İmaret ve Hamam bulunmaktadır.

II.Beyazıt Camii ve Külliyesi : Sultan II. Bayezid tarafından 1484-1488 yılları arasında Tunca nehri kıyısında yaptırılmıştır. Dört duvara dayalı kubbesi ile dikkat çekmektedir. Caminin yanında Tabhane, Darülşifa, Medrese ve İmaretten ibaret bir de külliye bulunmaktadır. Burası zamanında akıl hastalarının su sesi ile tedavi edildikleri yer olarak bilinir. Külliye müzesi, 2004 yılı Avrupa Müze Ödülü'nü almıştır.
Yıldırım Camii (Merkez): Edirne'nin XIV. yüzyıldan kalma en eski camisi olup, şehir merkezine 3 km uzaklıktadır. Gerek planı, gerekse sütun başlıkları, yapının haç planlı bir Bizans kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezıt adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır. Ancak kıble yapının eksenine uymadığından, mihrap, haç kollarından birinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almıştır. Günümüzdeki görünümüyle dört kemerli, kubbeli ve tek minareli camidir.
Fatih Cami (Enez Ayasofyası-Enez): Bizans döneminden kalan yapı, oldukça büyüktür. Köşe duvarlı, haç planlı kiliseler grubundandır.Yapı, Osmanlı döneminde güneydeki kola mihrap ve minber yerleştirilerek camiye dönüştürülmüştür. Uzunlamasına gelişmiş haç planı ile Orta Bizans, dış yüzdeki tuğla süslemeleriyle de geç Bizans dönemi özellikleri göstermesi bakımından ilginçtir. Cami günümüzde yıkık durumdadır.
Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa Külliyesi-Havsa): Havsa ilçesinde, Edirne yolundadır. 1576-1577'de Sokullu Mehmet Paşanın oğlu Kasım Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Külliye; iki kervansaray, cami, medrese, imaret, çifte hamam, tekke, köprü ve arastadan oluşuyordu. Günümüzde yalnızca cami, hamam, cami avlusuna dayalı ve ne olduğu anlaşılamayan ocaklı-nişli bir duvar, arastanın ortasında cami ile kervansarayı bağlayan dua kubbesi ve külliyeye daha sonra eklenmiş çeşme görülmektedir.

Sweti George Kilisesi (Merkez): Edirne'nin Kıyık semtinde 1880 yılında inşa edilmiştir. 1889'da dekore edilen kilisedeki yazılar Slav Bulgarcası ile yazılmıştır. Daha önce aynı yerde bulunan kiliseden kalma bazı tablolar vardır. Yapı bakımlı durumdadır.
Yahudi Havrası (Merkez): Edirne'nin Kaleiçi mevkiinde olup, 1902-1903 yıllarında inşa edilmiştir. Bugün yıkık durumdadır.
TARİHİ ESERLER



Edirne Sarayı : Sultan I. Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde Tunca'nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayı'nın inşaatına başlandı. Sultan'ın 1451'de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed tarafından yapı tamamlatıldı. Kalıntılar arasında, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Babusseade, Matbahi Amire ve Adalet Kasrı'dır

Rüstem Paşa Kervansarayı : Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı.
Ekmekçioğlu Ahmed Paşa Kervansarayı : I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı.

Köprüler : Edirne'deki önemli yapı türlerinden biri de köprülerdir. Edirne'nin içinde bulunan ve Sinan devrinin Edirne dışında inşa ettiği köprülerin güzelliğine başka kentlerde erişilememiştir. Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420). 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir ayaklıdır.
1452'de Fatih döneminde yaptırılan Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid Köprüsü, 1560'da Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615 yılları arasında Sedefkar Mehmed Ağa'nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü, 1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne'nin en önemli köprüleridir.
DENİZ TURİZMİ



Plajlar : Edirne,Ege Denizi sahilinde Saros körfezinde kumsallarla kaplı,nitelikli bir kıyı şeridine sahiptir.Bu kıyılar Keşan ve Enez ilçelerinin mülki hudutları içinde yer alır.Kıyı kullanımına elverişli plajlar; Keşan'da Sazlıdere, Gökçetepe, Mecidiye, Erikli, Danişment ve Yayla ile Enez'de Karaincirli, Vakıf, Gülçavuş, Sultaniçe ve Enez plajlarıdır.
DOĞAL GÜZELLİKLER



Saroz Körfezi : Saros sahil şeridi ve burada yer alan Erikli, Mecidiye, Yayla, Gökçetepe, Sazlıdere gibi sayfiye yerleri deniz, orman ve piknik tipi yaz turizmi merkezleridir. Temiz denizi ve yakınlığı Keşan'ı yaz turizminin ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Uzun yıllar önce yerli ve yabancı balıkadamlar tarafından keşfedilen ve Orfoz balığıyla ünlenen Saros Körfezi amatör balıkçılar için de bulunmaz cennetlerden birisidir. Saros Körfezinde 144 çeşit balık, 170 çeşit sualtı canlısı vardır. Körfez otoepürasyon denilen dünyanın kendi kendini temizleyebilen iki körfezinden biridir. Bunun yanısıra dalış turizmi (scuba diving), doğa yürüyüşü (trekking) tarzı turizm etkinlikleri için elverişlidir. Gökçetepe ve Danişment sahillerinde Ormn Bakanlığı-Milli Parklar'a bağlı günübirlik ve yataklı dinlenme tesisleri vardır.

Gala Gölü Tabiatı Koruma Alanı : Edirne ili, Enez ilçesi, Karpuzlu ve Koyun Tepe köyleri sınırları içerisinde yer almaktadır. Alanın büyüklüğü 2369 Ha. dır. Sahaya; Eceabat-Keşan-Enez yolu ile ulaşılmakta olup, Enez ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Sulak saha, göl ve orman ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde barınan çeşitli canlı türlerini ihtiva etmesi, 111 kuş türünün varlığı, nesli tehlikeye düşmüş veya nadir türleri, özellikle tepeli pelik, pelikan, çeltikçi ve küçük karabatak gibi nesli son derece azalmış türleri barındırması özelliklerini oluşturmaktadır
Meriç Havzası Kuş Gözlem Alanı : Küçük balaban (50 çift), gece balıkçılı (200 çift), alaca balıkçıl (300 çift), erguvani balıkçıl (100 çift), çeltikçi (100 çift), kaşıkçı (40 çift), bataklıkkırlangıcı (200 çift), küçük sumru (200 çift) ve bıyıklı sumru (500 çift) için önemli bir üreme alanıdır. Küçük karabatak (maks. 1450), tepeli pelikan (maks. 291), kuğu(maks. 2030), ötücü kuğu (maks. 214) ve elmabaş patka (maks.15.528) dahil olmak üzere büyük sayıda sukuşu (maks. 48.440) kışı burada geçirir.
Mesire Yerleri : Edirne'de pek çok mesire yeri bulunmaktadır. Bunların başında Kırkpınar Güreşleri'nin yapıldığı ve Tunca nehrinin iki kolu arasında bir ada oluşturan Sarayiçi mevkii gelmektedir. Türkiye'yi Yunanistan'a bağlayan Karaağaç Pazarkule sınır kapısı yolu üzerinde Meriç nehri kenarındaki Söğütlük ormanı da Edirne'nin bir diğer ünlü mesire yeridir. Ayrıca Meriç ve Tunca nehirleri arasında kalan ve Edirne ile Karaağaç'ı birbirine bağlayan adanın bir bölümüne de "Bülbül Adası" denir.
ANTİK KALINTILAR



Dolmenler (Menhir, Taş Mezarlar): Lalapaşa ilçesinde İ.Ö.2000 sonları ile İ.Ö. 1000 başlarından kalma 'Dolmenler' (menhir, taş mezarlar) bulunmaktadır. Yapılan kazılarda mezar içlerinde bazı araçlar (Göz yaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş ve bunlar Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Tümülüsler : Bir mezar odasının ,üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepeciktir. Eski mezar , tepesi anlamındadır. Trakya'da 2-3 bin civarında tüinülüs olduğu sanılmaktadır. Edime-Lalapaşa yolu üzerinde Hıdırağa köyü'nün çıkışında ve Küçükdöllük köyü'nün girişinde birer tane tümülüs vardır,Bunların dışında Lalapaşa-Ortakçı arasındaki, Dokuztepeler denilen mevkide dokuz tane tümülüs yer almaktadır.
Roma Villa Kazısı : Enez Gazi Ömer Bey mahallesindeki Roma Villasında gerçekleştirilmiştir. Bu alandaki yapılaşmadan dolayı tümü açığa çıkartılamayan villanın tabanı irili ufaklı renkli taşçıklardan oluşturulmuş değişik kompozisyonların betimlendiği mozaik ile kaplanmıştır. Mozaikli taban üzerinde bronz heykelcikler ile çok miktarda sikke ve değişik çömleklerin bulunmuş olması, villanın çok zengin bir Enezlîye ait olduğunu göstermekle birlikte, Roma döneminde Enez'in sosyoekonomik yapısını ve halkın yaşam tarzını yansıtmaktadır.
Meriç Kazısı : Enez Şehir merkezinde, Roma Cağı Antik Ainos kentinin önemli caddelerinden biridir.. Bugünkü toprak üst düzeyinin 2.15 m altında ortaya çıkan cadde kuzey--güney yönünde uzanmaktadır. Cadde, büyük blok taşlarla balık sırtı biçiminde döşenmiştir. Ortasında, taşların altıda üstü yapı taşlarıyla tonoz biçiminde örülmüş antik kentin kanalizasyonu bulunmaktadır. Caddenin iki yanında ayrıca suyun akıntısını sağlayan üstü açık kanallar yapılmıştır. Batı tarafında caddeyi dik kesen dar sokaklar ve aynı döneme tarihlenen ev kalıntıları yer alır.
Enez Antik Kenti: Enez ( Ainos ) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman iken bugün kıyıdan 3.5 km içeridedir. Tarih boyunca birçok kereler restore edilmiş olan Enez Kalesi görülmeye değer. Aynı zamanda M.Ö. 6 ıncı yüzyıla dayanan bir kilise, bazı oyma mezarlar ve suları berrak bir de plajı bulunmaktadır.
İLÇE VE BELDELERİN TURİSTİK DEĞERLERİ

Havsa : Havsa, Edirne'nin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üzerindedir. Havsa'ya Hafsa Hatun bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye Bakanı) bir cami yaptırmıştır. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar Sinan'ın eseridir.
İpsala : İpsala, Edirne'nin güney yarısında yer alır. Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa Camii'dir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği bakımından sanat değeri taşır.
Keşan : İlçe, Edirne'nin güney yarısındadır. Tarihsel değer taşıyan yapıları, Hersekzade Ahmet Paşa Cami ile İbrice-Keşan kervan yolu üstündeki üç taş köprüdür. Uzunkum adlı alçak kıyı, deniz turizmi bakımından elverişlidir. Düzgün yolları ve turistik işletme belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe, Edirne'nin turistik yerlerindendir. İlçenin iç turizm bakımından önemli olayı, panayırı ile Hıdırellez'de yapılan dallık adlı bahar şenliğidir.
Lalapaşa : İlçe Edirne'nin kuzey yarısındadır. İlçedeki en önemli tarihsel eserler, taş devrinden kalma türbe ve tapınaklardır. Bu türbelere, Tablataş, Kapaklıkaya, Perikızı Evi (dolmen) denir. Tapınma yerleri ise Ulutaş (menhir) adını taşır. Bunlar, dünyada benzeri az bulunan eserlerdir. Sinanköy'deki kale ören durumundadır.
Meriç : İlçe, Edirne'nin orta kısmında ve Lalapaşa Yaylasının güney batı köşesindedir. İç turizm bakımından önemli olayları, Beyköy dallığı ve Mayalar adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir
Süloğlu : Edirne'nin kuzey yarısında ve Lalapaşa Yaylası üstündedir. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri olarak ilgi çeker.
Uzunköprü : İlçe Edirne' nin orta kısmında ve Trakya Yontukdüzü üstündedir. En ünlü tarihi yapısı, Mimar Muslihiddin'in eseri olan Ergene Köprüsüdür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı 170'i geçer. Diğer önemli yapılar, II. Murat Külliyesi'nin tek minareli ve çatılı Muradiye Camii, II. Bayezit zamanında Mimar Hayreddin'in yaptığı Halise Hatun Camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş çeşmelerdir. Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen, Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut (Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa ya da Tosbağacı) çeşmeleriyle Telli Çeşme'dir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül Deresi'nde yapılan Dallık adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır.
Enez : Enez her yönüyle gezilecek, bir tarihi ve arkeolojik bulgulara ve doğal güzelliklere sahip şirin bir ilçemizdir. Yıllardır askeri yasak bölge kapsamında olması nedeniyle turizme açılamayan Enez, bu yıl yasak bölge kapsamından çıkarıldı. 600 yat kapasiteli Limanı, Altınkumu, tarihi ve doğal güzellikleriyle Enez şimdi ziyaretçilerini bekliyor. Enez Altınkum sahili, Saros körfezinin tertemiz ve mavi denizine kıyı teşkil ediyor. Yazlıklar ve moteller ile Trakya ve İstanbul Üniversitesi Kamp tesisleri ile eğlence mekanlarının bulunduğu Altınkum sahili Enez'10 Km mesafede.

MÜZELER



Edirne Müzesi : Edirne'de ilk Müze Arkeoloji Müzesi adı altında 1925 yılında Atatürk'ün emriyle Selimiye Camisi avlusu içinde bulunan, 1569-l575 yılları arasında Selimiye Camisi ile beraber yapılan ve Mimar Sinan'ın eseri olan Dar-ül Kurr'a Medresesinde açılmıştır.
Edirne Osmanlı Devletine yaklaşık 91 yıl başkentlik ettiğinden, saray halk sanatını etkilemiş ve etnografya açısından zenginleştirmiş, bu nedenle ikinci bir müzeye gereksinme duyulmuştur. Etnografya Müzesi adı altında ikinci kez bir Müze yine Selimiye Camisinin avlusunda bulunan Dar-ül Tedris adı verilen Medrese de 25 Kasım l936'da açılmıştır. Bu müzeye Milli Eğitim Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü para yönünden katkıda bulunmuş, Ankara ve İstanbul Müzelerinden bazı değerli eşyalar armağan edilmiştir
Son yıllarda satın alma, kazı ve bağış yoluyla müzeye giren eserler çoğalmış, dolayısıyla ziyaretçi sayısı da artmıştır. Sonuçta modern bir müzeye gereksinme duyulmuş, 1971 yılında "Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı altında modern bir müze açılmıştır. Dar-ül Tedris Medresesindeki müze "Türk İslâm Eserleri Müzesi" olarak hizmet vermeye devam etmektedir