BATMAN
Tarih ve doğanın kesiştiği, medeniyetlerin odak noktasında önemli bir tarih ve kültür potansiyeline sahip Hasankeyf’ te ortaçağ havasını teneffüs etmek mümkündür.
Mağara, kaya kovuğu gibi doğal oluşumlarla bütünleşen ortaçağ kent dokusu, Hasankeyf’in Batman tarihinde önemli bir yere oturmasına neden olmuştur. Hasankeyf, Batı (önce Roma sonra Bizans), İran ve Orta Asya kültürlerinin buluştuğu bir merkez konumunda olmuştur. Tarihin karanlıklarında, hem bereket, hem korku kaynağı olan Dicle Nehri’nin geçit verdiği noktalardan biri olan bu yerde, kayalık tepelerde ve derin kanyonlarda, doğanın oluşturduğu binlerce mağara, insanlara çok cazip birer sığınak sunmuştur. Bu bakımdan prehistorik (tarih öncesi) dönemlerden itibaren buranın bir yerleşim merkezi haline geldiği varsayılabilir. Hasankeyf tarihinin M.Ö. 7.yüzyıla kadar indiği düşünülmektedir. Antik çağın sonları ve erken Ortaçağ (M.S. 4-6 y.y.) sıralarında bağımsız bir kilise teşkilatının kurulması buranın dini bir merkez haline geldiğini göstermektedir. M.S. 8.yüzyıldan itibaren Arap akınlarıyla, Anadolu’nun İslamiyet’e giren ilk bölgesi olan bu bölge, Selçuklu ve diğer Müslüman beyliklerin fethiyle de kültür ve sanatını değiştirmeden günümüze ulaşmıştır. Özellikle Artuklular’ın bölgeyi fethinden sonra "İpek Yolu"nun önemli geçiş merkezlerinden biri haline gelen Hasankeyf’te, Eski Köprü, Rızk Camii, Ulu Cami, Sultan Süleyman Cami, Kızlar Cami, İmam Abdullah Zaviyesi, Zeynel Bey Türbesi, Küçük Saray, Büyük Saray, gibi eserler bugüne ulaşmıştır. Birçok uygarlığın yaşadığı Hasankeyf’in yanında Beksi, Bozikan, Hazro, Kandil, Rabat kaleleri de Batman’ın diğer kültür varlıklarını oluşturmaktadır.

HISN-KAYFA (HASANKEYF)

Hısn-Kayfa, Dicle nehrinin güney sahilinde Diyarbakır’a su yolu ile 110, Cizre’ye 85 km. Uzaklıktadır. Hısn, kale-hisar anlamındadır. Sonradan kısaltılarak Hısn-Kayfa olmuştur, Cumhuriyetin ilanından sonra Türkçe fonotiğe uydurularak Hasankeyf şeklini almıştır.
Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf'in ne gibi tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm sürdüğü tarihinin karanlık sayfalarından biridir. Bu konuda herhangi bir yazılı kaynak bulunmamaktadır.Yalnız Mezopotamya bölgesine hakim olan kavimlerin en gözde yerlerinden birinin Hasankeyf olduğunu söylemek mümkündür.
Miladi ilk asırlarda Hasankeyf, Bizanslılar'la Sasaniler'in arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslılar'ın, zaman zaman da Sasaniler'in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında Hasankeyf'e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha Sasaniler'e hiç kaptırmamışlardır. Bizans'ın hakimiyeti, müslümanların burayı fethettiği 7. asrın başlarına kadar sürmüştür.
Müslümanlar, burayı ikinci halife Hz. Ömer döneminde M.S. 638 yılında feth ettiler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklar, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu. Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular'ın M.S. 1101 yılında hakim olmasıyla ile ün kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile HISN KEYFA, Ortaçağ'ın önemli şehirlerinden biri oldu. Artuklular, bölgenin idaresinde zaman zaman söz sahibi oldukları gibi, Hasankeyf' te de önemli eserler bıraktı. Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alması ve o günlerde ticaretin önemli bir kısmının nehir yopluyla yapılması nedeniyle Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak da gelişti. Hasankeyf'i Artuklular'dan alan (M.S. 1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve harabiyeti ile karşılaştı. Bir çok yerleşim yeri gibi burası da alt üst oldu. Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. asrın başlarından itibaren Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle, bugün Hasankeyf, bu yıllarda tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Nihayet Osmanlı'nın gücüne karşı direnmeyen, Safeviler'in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler 1515 yılında burayı Osmanlılar'a bıraktı. Bu tarihten itibaren şehrimiz tarihi önemini gitikçe kaybederek günümüze kadar geldi.

KALE
Dicle nehri kenarında 100 metre yükseklikte yekpare kaya kütlesi üzerinde yer almaktadır.Kalenin eski çağlardan beri bir iskan yeri olarak kullanıldığı mağara yapılardan anlaşılmaktadır. Ancak kale olarak kullanılmaya başlaması Bizanslılar dönemine rastlamaktadır. Yekpare taştan olması nedeniyle çok korunaklı olması, üzerinde birkaç tarihi eserin olması, gizli yollarla nehre inilmesi ve kaleye çıkan yol üzerindeki zarif, muhteşem taş kapısıyla dikkatleri çekmektedir.Kaleye 2 gizli ve 2 açık yol dışında ulaşmak mümkün değildir.
Kalenin dikkate değer özelliklerinden biri de, gerek Artuklular gerekse Eyyubiler döneminde buraya su çıkarılmış olmasıdır. Asırlarca kale bu su ile hayat bulmuş. Bu suyun kesildiği olağanüstü zamanlarda kalenin kuzeyinde yer alan merdivenli yollarla nehirden su alınmış. Kalenin tarihi kaynaklarda silah zoruyla ele geçirildiği yazılmıyor.
KÖPRÜ


Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı yazılıdır. Ancak Hasankeyf'in 638 yılında müslümanlarca feth edildiği sırada bir köprüden bahsedilmektedir. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapılmış olması ihtimal dahilindedir.
Kemer açıklıkları itibariyle Ortaçağ'da yapılan taş köprülerin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir. Doğu ve batıdaki küçük kemerler dışındaki ortadaki büyük kemerler tamamen yıkılmış durumdadır. Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptandı. Düşman şehre saldırdığı zaman yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirdi. Bu özellik köprünün ömrünü kısaltmış.
Köprünün önemli özelliklerinden biri de orta ayaklar üzerinde yer alan ve 12 burcu simgelediği tahmin edilen figürlerdir. Bir ikisi dışında tahrip olmuş ve şekil olarak ne ifade etikleri anlaşılmaz hale gelmiştir. Köprünün ne zaman yıkıldığı da bilinmemektedir.
BÜYÜK SARAY

Kalenin kuzeyinde Ulu Cami'nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köprüde olduğu gibi taşlardan madeni kromplarla birbirine kenetlenmiştir. Burasının gözetleme kulesi veya yıldırımlık görevi gördüğü tahmin ediliyor. Genel özelliklerinden dolayı Artuklular'a ait olduğu tahmin ediliyor.
KÜÇÜK SARAY

Kalenin kuzey-doğu ucunda bulunmaktadır. Saray, aşağıdan itibaren yontulmuş kaya kütlesi üzerinde inşaa edilmiş. Eyyubiler'in Hasankeyf'teki ilk eserlerinden biridir. Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında kufi levhalar yer almaktadır. Sarayın kuzey ve batı cephelerinde alçı süslemelerin izlerine raslanmaktadır.
ULU CAMİİ

Eyyubilerin Hasankeyf'teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşaa edilmiş. Yapı gibi minaresi de genellikle moloz taşlardan yapılmış. Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı ve oyma süsleriyle günümüze ulaşan nadir parçalardan biridir.
EL-RIZK CAMİİ

Dicle nehrinin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alır. Portal girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Bu gün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında Allah'ın 99 ismi yazılmış. Caminin önemli özelliklerinden biri, cami minaresinin birbiriyle kesişmeyen çift yollu olmasıdır
SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ

Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış. Eser büsbütün harap olduğundan, bu sultana ait mezar bile bilinmez olmuş. Minare şerefeden itibaren bilinmeyen bir tarihte yıkılmış. Minare, kuşaklara ayrılmış, kuşaklar farklı bitkisel süslerle bezenmiş. Ayrıca minare kaidesinde yer alan kufi yazılar, esere başka bir güzellik kazandırmış.
Hasankeyf'te ayrıca
Koç camii
Kızlar camiive
İmam Abdullah Zaviyesi görülebilir.