Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan 1234 SonuncuSonuncu
Toplam 35 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Sizlere bir sorum var.

  1. #1
    Status
    Çevrimdışı
    okikurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19 Ekim 2010
    Mesajlar
    1,028
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    3

    Sizlere bir sorum var.

    Amacım zaten bulanık olan zihinleri karıştırmak değil ama merak ettiğim bir konu var.Sünnet olayı (ben sünnetliyim hata olmasın) sünnet bildiğim kadarıyla arap geleneklerinden biri ve tarihten bu yana içimize işlemiş; arap kadınlarında sünnet olduğunu ve bu yüzden ilişkiden zevk almayan bir duvara dönüştüklerini okumuştum.Şimdi soruyorum yerleri ve gökleri 0 hatayla yaratan Allahu teala bir hata yapıp insanı o fazlalıklamı yarattı?bununla ilgili bir ayet varmı?..........................Saygılar.

  2. #2
    balıkçı
    balıkçı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    bu nasıl bir soru böyle dinimizde şüphe bazen imandan eder kıllarda fazla tırnakta kesmezsen ne hal alır yaradan isteseydi yumurta gibide yaratırdı kılsız o sorunun yeri burası deyil diyaneti ara sana cevabını verirler sünnet arap adedi deyil müslümanların adedi kolaygelsin

  3. #3
    çako
    çako - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Alıntı balıkçı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu nasıl bir soru böyle dinimizde şüphe bazen imandan eder kıllarda fazla tırnakta kesmezsen ne hal alır yaradan isteseydi yumurta gibide yaratırdı kılsız o sorunun yeri burası deyil diyaneti ara sana cevabını verirler sünnet arap adedi deyil müslümanların adedi kolaygelsin
    Bu nasıl bir cevap balıkçı adam bilgi edinmek istemiş sen sünneti farz kılmışsın burda bu işi bilen ustalar faziletlerini elbet anlatıcaklar
    niye hemen bu şekilde konuya atladın anlam veremedim.

  4. #4
    Status
    Çevrimdışı
    okikurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19 Ekim 2010
    Mesajlar
    1,028
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    3

    Kızma kardeşim.

    Alıntı balıkçı Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu nasıl bir soru böyle dinimizde şüphe bazen imandan eder kıllarda fazla tırnakta kesmezsen ne hal alır yaradan isteseydi yumurta gibide yaratırdı kılsız o sorunun yeri burası deyil diyaneti ara sana cevabını verirler sünnet arap adedi deyil müslümanların adedi kolaygelsin
    Bilmemek ayıpmı?Hem araplar ne zamandır müslüman ?

  5. #5
    Status
    Çevrimdışı
    okikurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19 Ekim 2010
    Mesajlar
    1,028
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    3

    Bilgi için teşekkürler.

    Alıntı uruz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    sizin bu soruyu soracak kadar bilgisiz oldugunuzu sanmazdım. sünnet hz. ibrahimin adetidir. kadınlarda sünnet yahudilerin bir kolu zerdüşi berdüşi vs. kesimlerde uygulanır nereden başladıgını anlatmayacagım ama kainatın efendiside sünnetli dogmuştur. biz araplardan arap adetlerini almadık islam adetlerini aldık
    Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek.Tabiki biliyorum ama konuyu başlatmamım nedeni araplardan sadece islamiyeti değil bütün geleneklerini almış ve sürekli empoze edenleri buraya çekmek.Elma ile armudu toplamaya çalışanlar var.

  6. #6
    Status
    Çevrimdışı
    Funkstazi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Banlanmış Üye
    Üyelik tarihi
    13 Mart 2010
    Mesajlar
    854
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    1
    konu sahini kardesımız bir konu hakkında bilgi istemıs..
    Bilen ustalarım bilgilerini sunar bilmeyenler ise okur öğrenir..
    Bu iş bu şekilde işler..hayırlıı forumlar

  7. #7
    çako
    çako - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Abi bu konuya aklıbaşında bir cevap verecek usta vardır elbet ama şuan online değil heralde bilmeyen izah edemeyen niye yazar anlamış değilim
    herşeyin gayet güzel açıklaması var dinimizde
    Aklı başında bir yorum bekleniyor nerden çıkmış. Kuran 'da bu konudaki ayet varsa, artı sahabilerin uygulaması, artı tıp açısından faydaları vs.
    adam gibi açıklama yapmıyacaklar bu konuya yazmasın azarlama ile nereye varırsınız

  8. #8
    Status
    Çevrimdışı
    okikurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19 Ekim 2010
    Mesajlar
    1,028
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    3
    Onlar neyi gizleyip neyi ilan ederlerse,Allah'ın bunların hepsini bildiğini bilmezlermi? (Bakara 77)

  9. #9
    teknefes
    teknefes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Sünnet olmak, hangi ayetlerde anlatılmıştır? Eğer sünnet olmak farz ise, neden diğer farzlar gibi Kuran'da yoktur?


    Sünnet olmak Kur’an’da yer almamıştır. Ancak Hz. Peygamber(a.s.m)’in sünnetinde/hadislerinde yer almıştır.

    Hz. İbrahim, seksen yaşında iken sünnet olduğuna dair -Buharî, Müslim gibi en sahih kaynaklardan gelen- rivayetler vardır(bk. Neylu’l-evtar, 1/111).

    İslam’da da, “fıtrattan olduğu” ifadesiyle daha önceki peygamberlerin prensibi olarak zikredilen hususlardan biri de sünnet olmaktır.

    Hanefî ve Malikî mezhebine göre sünnet olmak sünnettir, Şafiî ve Hanbeli mezhebine göre vacip/farzdır, çünkü bu İslam’ın/Müslüman olmanın bir simgesidir. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 1/306-7, 310)

    Sünnet olmak, İslam’ın bir şiarıdır. Bu sebeple, şiarlar/simgeler sünnet kabilindsen de olsa, farzlar gibi önemlidir. Bu sebeple, sünnet olmayı “sünnet” olarak kabul eden alimlerin görüşlerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. İslam ümmeti hayatı boyunca bu işe böyle bakmıştır.

    İslam’da onlarca, farzlar veya haramlar vardır ki, Kur’an’da değil, Kur’an’ın gerçek bir tefsiri olan Hz. Peygamber (a.s.m)’in hadislerinde yer almıştır. Örneğin, namazın rekat sayısı, diğer bazı şartları, Orucun, Haccın, Zekâtın önemli şartları Kur’an’da değil, hadislerde beyan edilmiştir. Bu konunun hikmetini idrak etmek için çok “temel usul” bilgilerine sahip olmak gerekir. İlgili kaynaklardan bunlar öğrenilebilir.

    Unutmamak gerekir ki, hadis, İslam’da teşriin ikinci kaynağıdır. “Peygamber size ne verirse onu alın, o sizi neden men ederse ondan sakının.”(Haşr, 59/7) mealindeki ayet, hadisin teşri kayanağı olduğuna dair İslam alimleri için şaşmaz bir rehber olmuştur.

    Umarım aydınlanmışsındır..Alıntıdır..

  10. #10
    teknefes
    teknefes - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    2. bölüm sünnet olmak

    Erkek üreme organının uç kısmında bulunan deri parçasının kesilmesi, hitan.

    Kur'ân'da "Sünnet" (hıtan) ile ilgili bir âyet bulunmama kla birlikte, müslümanlığın simgesi olarak kabul edilmiştir. Geçmişi Hz. İbrahim'e kadar varan sünnet, câhiliye devri arapları arasında da devam edegelen bir âdetti. Araplarda hem kadın hem de erkekler sünnet edilirdi. Erkeğin sünneti için "hıtan" kadınların sünneti için "hafd" kelimesin i kullanmak taydılar. Ancak "el-hıtanan" ifadesi sünnet edilen yer anlamına hem kadın hem erkek için müşterek kullanılır. Bunların birbirine değmesi gusulü gerektiri r (Buhârî, Gusl, 28; Müslim, Hayz, 8; Ebu Davud Tahare, 81, 83).

    Rivâyete göre sünnet, Hz. İbrahim'in seksen yaşlarında kendine tatbikiyl e başlamıştır. Bir rivayete göre İbrahim (a.s)'ın Kur'ân'da sözedilen bazı kelimeler le sınanması (el-Bakara, 2/124) temizliğe dair sorularla olmuştur. Bunların vücûda dair olanları sünnet olmak, koltuk altı ve kasık kıllarının kesilmesi, su ile istinca ve tırnakların kesilmesi gibi hususlardı.

    Sünnet olmak insanın fıtratından kaynaklan maktadır: Doğuştan insan ruhuna yakışan hususlard an bir kısmı şunlardır: Ağzı su ile yıkayıp çalkalamak, buruna su çekmek ve temizleme k. Bıyıkları kesmek (veya kısaltmak), tırnakları kesmek, koltuk altının kıllarını gidermek, etekteki kılları gidermek ve sünnet olmak" (Buhâri, Libas, 51, 63, 64; Müslim, Tahare, 49; Ebu Davud, Tereccül, 16; Tirmizi, Edeb, 14).

    Hz. İbrahim'in seksen yaşlarında Kaddüm köyünde sünnet olduğu rivayet edilir (Buhâri, Enbiyâ, 8; Müslim, Fedâil, 151; Müsned-i Şamiyyin, I, 88). Ebu Hureyre'den gelen bir rivayette "Kaddüm" yerine "kadum" ifadesi kullanılmıştır ki o zaman ifade "bir marangoz aleti olan keserle sünnet oldu" anlamına gelmekted ir. Ayrıca onun 70 veya 120 yaşlarında olduğu da rivayet edilmiştir. Hz. İbrahim sünnet olmuştur. İsrail oğulları arasında câri olan Tevrat'ın hükmü de böyle idi. İsa (a.s)'ya kadar böyle devam etmişken sonradan hıristiyanlar bu âdeti bozmuş ve "hıtan", kalbin guffesini (kalbi bürüyen perdeyi) atmaktır, şeklinde yanlış bir yorumla sünneti bırakmışlardır (Tecridi-Sarin Tercümesi, IX, 112).

    Başka bir rivayette de şöyle denilmekt edir: "Hiç kuşkusuz ilk misafir edinen, ilk defa don giyen ve ilk kez sünnet olan Hz. İbrahim'dir" (Muvatta, Sıfatu'n-Nebî', 4). Sünnet olmak ondan sonra bütün peygamber lerde ve onlara uyanlarda devam etmiş, Peygamber imiz (s.a.s) peygamber olarak gönderilinceye kadar sürüp gitmiştir.

    Peygamber imiz (s.a.s) bir başka hadisleri nde şöyle buyuruyor lar: "Dört şey var ki, bunlar peygamber lerin sünnetlerindendir. Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek" (Tirmizî, Ahmed b. Hanbel, Müsned,).

    Rivayete göre, Peygamber lerin bazıları sünnetli olarak dünyaya gelmişlerdir. Bunların sayısı 10-17 kadardır. İmam Suyuti bunlardan bir kısmını bir şiirle ifade etmiştir. Bunlar Adem, Şit, Nuh, Sam, İdris, Musa, Salih, Lut, Yusuf, Şuayb, Yunus, Süleyman, Yahya ve Hz. İsa (a.s)'dır. Şiirin sonu "Hatem"le biter ki maksat Hz. Peygamber dir. Hz. Peygamber'in sünnetli doğduğuna dair (bk. İbn Haldun, Mukaddime, İstanbul 1970, II, s. 400; Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, İstanbul 1972, I, 59). Bazı rivayetle re göre ise doğumunun yedinci gününde dedesi bir ziyafet vererek onu sünnet ettirmiştir.

    İslam öncesi Arabistan'da sünnet bir Hijyen tedbiri olarak düşünülmüştür (M. Hamidulla h, İslâm Peygamber i, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1973, s. 291). Araplarda sünnet bir temizlik ve güzelleşme operasyon u olarak kabul edilir. Bundan dolayı sünnet karşılığında "taharet" kelimesi de kullanılmaktadır (Karslızade Cemaletti n, Me'debetül-Hıtân, İstanbul 1252 H., s. 7).

    Atası Hz. İbrahim'in bu güzel geleneğini Hz. Peygamber de devam ettirmiştir. "O, sünnet hükümdarı" olarak anılmıştır. Buhârî'nin vahyin başlangıcına dair kitabında Şam piskoposu İbnu'n-Natur'un bir ifadesine yer verir. Buna göre yıldızlara bakarak kehanette bulunmada mâhir olan Herakelia s bir gece "hıtan melikinin zuhur ettiğini görür. Tam bu sıralarda Hz. Peygamber'in elçisi kendisine gelmişti. Elçinin kendisi de sünnetli idi". Olay sünnetin İslam'ın ilk müesseselerinden biri olduğunu göstermektedir.

    Hz. Peygamber, ileri yaşlarda müslüman olanlara, 80 yaşlarında da olsalar "Üzerinizdeki (İslâm'ın hoşlanmadığı) fazla kılları temizle, traş et ve sünnet ol" buyururdu (Kenzul-Ummâl, I, 263).

    Usaym b. Kelib'in babasından, onun da dedesinde n naklettiği rivâyete göre, dedesi demiş ki: "Peygamber imiz (s.a.s)'e geldim ve İslamiyeti kabul ettim. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurdula r: Kendinden küfrün kıllarını at ve sünnet ol" (Ahmed İbn Hanbel III, 415; Ebu Davud, Tahare, 129).

    Sünnet olayı; "bir canlıya acı çektirmek, ancak o canlıya yarar sağlar ve yarar canlıya çektirilen acıdan fazla olursa caizdir" şer'i kaidesine dayanmakt adır.

    Sünnetin hangi yaşlarda yapılacağına dair ortak bir görüş yoktur. Bölgelere göre 7 günlükten 13 yaşına kadar değişmektedir. Çocukların buluğa ermeden sünnet ettirilme leri babalarının bir vazifesid ir. Hz. Peygamber (s.a.s) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i doğumlarının yedinci gününde sünnet ettirmişti.

    Çocuk buluğa erdiğinde şeriat hükümleriyle yükümlü bulunacak, ilahî buyruklar a göre amel etmekle emrolunac aktır. O halde bu çağa henüz girmeden sünnet olmalı, sünnetli bir şekilde mükellef düzeyine gelmelidi r. Böylece ibadeti, İslamın çizdiği şekilde sıhhat kazanır. Şeriatın belirttiği ölçüd dosdoğru olarak gerçekleşir.

    Fakat velinin görevi, çocuğun sünnetini, onun doğumunun ilk günlerinde yerine getirmesi, düşünmesi ve böyle yapmanın daha uygun olduğunu bilmesidi r. Böylece çocuk kendini tanımaya başlayıp temyiz çağına geldiğinde kendisini sünnet olmuş bulur. İleride bundan ötürü kendi kendisini hesaba çekmez. İçinde herhangi bir üzüntü ve ürküntü bulunmaz. Gerçekten çocuk akletmeye başlayıp eşyayı asıl anlamıyla anlamayı idrak edince kendisini sünnet engelini aşmış olarak görmesi güzel ve kolay bir hava oluşturur.

    Sünnet organının uç kısmını örten derinin en azından yarısının kesilmesi dir. Yarıdan az kesilmesi halinde tekrarlan ması gerekir. Ebu's-Suud Efendi buna gerek olmadığı şeklinde fetva vermiştir (M. Ertuğrul Düzdağ, Şeyhu Î-İslam Ebu's-Suud Efendi Fetvaları, İstanbul 1972 s.35).

    Bazı toplumlar da, kızlarda erkekler gibi sünnet edilirler . Daha çok gizli olarak icra edilen bu sünnet Mısır, Arabistan ve Cava'da yaşayan müslümanların bir kısmında halen mevcuttur . Bu toplumlar da İslamiyet öncesi de sünnetin varlığı bilinmekt edir. İslâmiyetin zuhuruyla İslâmi bir anlam kazanmıştır. Bütün İslam dünyası dikkate alınırsa azınlıkta kalan yerel bir âdet olarak görülür (A.J. Wensinck, Hiton, IA, VlI, s. 543).

    Klitoris üzerindeki küçük bir parçanın kesilmesi olan, kadınların sünneti rivayete göre Hz. İbrahim zamanından kalmıştır ve ilk sünnet olan hanım Hz. Hacer'dir (Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Z. K. Uğan, Ankara 1954, I, 371).

    Hz. Peygamber, "Sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar için faziletti r" (Ahmed b. Hanbel, V, 75; Ebu Davud Edeb, 167; el-Fethu'r-Rabbânî, XVII, 1312) buyurur. Bu sünnet, Ebu Hanife ve İmam Malik'e göre mutlak sünnet, Ahmed b. Hanbel'e göre erkeğe vacib, hanımlar için sünnettir. Şafiî erkek ve kadın arasında vucûb bakımdan bir fark görmemiştir (el-Fethu'r-Rabbanî, XVII, 1312). Çoğunluğu hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezle r. Ebu's-Suud Efendi kendisine yöneltilen; "Diyar-ı Arap'da avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?" sorusuna "el-Cevap: Müstehaptır" şeklinde cevap vermiştir (M. Ertuğrul Düzdağ, Şerhul-İslam Ebu's-Suud Efendi Fetvaları, İstanbul 1972, s. 35).

    Hattabî de; "Sünnet olmak fiili her ne kadar öteki sünnetler arasında sayılıyorsa da ilim adamlarından bir çoğuna göre vacibtir. Çünkü sünnet olmak hem dinin ve hem dindarlığın şiarıdır. Müslüman kimsenin kafirden ayırdedilmesi buna bağlıdır. Savaş alanında öldürülenler arasında sünnetli bir kimseye rastlanılırsa, diğeri de sünnetsiz bulunursa, böyle bir durumda sünnetli kimse üzerine namaz kılınır, defni sağlanır. İslam kabristanına gömülür" demektedi r.

    Hasan Basrî "Rasûlüllah, (s.a.s) Efendimiz e uyarak bir çok kimseler İslam'a girdi. Siyahı, beyazı, Romalısı, İranlısı, Habeşlisi... Ama bunlardan hiç birinin sünnet olup olmadıkları araştırılmadı. Şayet sünnet olmak vacib olsaydı, sözü edilenler sünnet olmadan İslam dinine kabul edilmezle rdi" demektedi r. Ancak bu delil sünnet olmanın ihtiyari olduğu ispatlaya cak nitelikte değildir.

    Zira araplar zaten kesinlikl e sünnet olmakta idiler. Diğer taraftan Yahudiler e gelince, bunlar da kesin olarak sünnet olurlardı. Hrıstiyanlara gelince onlardan bir grubu sünnet olurken, diğer bazıları da olmazdı. İslam dinini kabul eden herkes, ister puta tapan arap olsun, ister yahudi, ister hrıstiyan olsun, İslâmî prensiple rden birinin sünnet olmak olduğunu bilirdi. Bunu bildiği için de İslam dinini kabul ettikten hemen sonra boy abdesti aldıkları gibi sünnet olurlardı.

    Yukarıda Useym b. Kelîb'in dedesinin Peygamber imiz'e gelerek, "Kesin olarak İslâmı seçtim, müslüman oldum" deyince, Rasûlüllah (s.a.s) kendisine; "O halde küfrün kıllarını kendinden temizleyi p at ve sünnet ol " buyurması ve Zührî yoluyla rivayet olunan; Kim İslâm'a girerse, yaşlı da olsa sünnet olsun" anlamındaki hadis, bu hükmü pekiştirmektedir.

    Peygamber imiz (s.a.s) ise, ümmetini sürekli hayırlı ve mutlu sonuç getiren işlere yöneltir ve onları başkasından seçip ayıracak hususları öğretirdi. İşlenip işlenmediğinin derinliğine inmek, araştırıp kontrol etmekle yükümlü değildi. Onun bu konuda izlediği yol, İslâma girenleri dış halleri ile kabul etmek ve değerlendirmekten ibaretti. Gizli hallerini ise Allah'a bırakırdı.

    İslam hukuk otoritele rinin sünnet fiilinin gerekli bir ibadet olmasındaki sebep ve illetleri şöyle göstermişlerdir: Sünnetsiz kimse abdestini ve namazını bozmaya kendisini arzetmiş olur. Çünkü kesilmedi k kalan deri, cinsel organının baş kısmını tümüyle kapatmakt adır. İdrar altına girince onu temizleme k hayli güçtür. Böyle bir durumda sağlıklı bir temizlik ancak sünnet olmaya bağlıdır. Bundan ötürü gerek selef (öncekiler) olsun gerekse halef (sonrakile r) olsun bir çokları sünnetsiz kimsenin imamlığını uygun görmemişler ve yasaklamışlardır. Fakat tek başına kıldığı namazlard a ise, devamlı idrarı damlayan kimse gibi özür sahibi sayılır.

    Sünnet ameliyesi konusunda cehalet sonu sebep olunan, özür ve ölüm olaylarında diyet uygulanmıştır (İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, Diyet, 130; V/420; Abdurrezz ak, el-Musannef, IX, 470).

    Sünnet olayının, tıb ilminin ilerlemes iyle hikmet değeri daha iyi anlaşılmıştır. Erkekleri n sünnet olmadığı toplumlar da rahim hastalıkları oranı, sünnet olan toplumlar a göre çok daha fazladır.

    Sünnetin dini açıdan büyük hikmeti olduğu gibi, bir çok sağlıkla ilgili yararları da vardır. Bilim adamları ve özellikle tıp doktorları bunun olumlu sonuçlarını belirtmişlerdir. Bu hususların en önemlilerinden bir kısmı şunlardır:

    -Sünnet fıtratın yani yaratılışın esasıdır. İnsanın doğuştan buna ihtiyacı vardır. İslamın bir prensibi ve şerîatın da ünvanıdır.

    -Sünnet, Rabbimizi n Hz. İbrahim (a.s)'in diliyle meşru kıldığı, hakka yönelik dinin tamamıdır. Yani bunun tamamlayıcısıdır. Bu öyle bir dindir ki, kalbleri tevhid, birlik ve iman boyasıyla boyamış, bedenleri fıtratın özellikleri olan sünnet olmak, bıyık kesmek, tırnakları kesmek, koltuk altındaki kılları gidermek gibi özelliklerle bezemiştir.

    Rabbimiz şöyle buyuruyor lar:

    "Sonra da Biz, Hanif olan, müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine uy, diye sana vahyettik" (en-Nahl, 16/23).

    Bir diğer âyette de şöyle buyurulma ktadır; "Allah'ın dini boyası ile boyandık. Boyası Allah'dan daha güzel kim vardır? Biz ancak O'na ibadet ederiz" (el Bakara, 2/138).


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •