Sonuç: Osmanlıca Biliyor musunuz?

Katılımcı sayısı
21. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor
  • Çok ayıp, sormaya ne hacet? Elbette..!

    7 33.33%
  • Maalesef ama en kısa zamanda öğreneceğim.

    9 42.86%
  • Ne Osmanlıca'sı hiç işim olmaz!

    5 23.81%
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 20 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Osmanlıca Eğitim İsteyenler

  1. #1
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0

    Osmanlıca Eğitim İsteyenler




    Artık isteyenler Halk Eğitim merkezlerine gidip Osmanlıca Türkçesi öğrenebilecekler. Bu hizmetten imkânı olan herkes mutlaka ama mutlaka yararlansın. İhmal etmeyin çoluğunuzu çocuğunuzu gönderin.




    Öğrensek ne olur öğrenmesek ne olur demeyin! 2 dakika vaktinizi ayırarak lütfen aşağıda verdiğim paragrafı okuyun. Dilimizin ehemmiyetini daha iyi idrak etmemize vesile olacaktır kanaatindeyim.


    Alıntı Lefkeli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    تقديم

    Millî kültürümüzün temelini teşkîl eden eserlerimizin hemen hemen tamamı, Osmanlıca’dır. Halbuki yeni neslimiz, kim bilir hangi dedesinden kalmış bir kitap veya eski bir tapu senedinin, bir paranın, bir çeşme kitâbesi, tarihî bir çarşı girişi ya da belki her gün altından geçtiği üniversite giriş kapısında yazılı olan Osmanlıca metnin, gerek muhtevâ, gerekse estetik zevkini yudumlama imkânından ne yazık ki mahrûmdur.

    Üzerinde güneş batmayan koca bir cihân devletinin dayandığı sırrın perde arkasındaki çağ açıp çağ kapayan bir kültürün mirasçılarının, birkaç yıl değil, asırlarca tüm dünyayı adâlet ve şefkatiyle avucuna alan ve ışık saçan o güzelliklerin hayret-engîz altyapısını araştırma zarûreti ne kadar açıktır.

    Bizden sonraki nesillere millî kültürümüz adına köprü olabilme mes’ûliyetimiz bir yana, sadece san’at noktasında dahi uzak kaldığımız bu mirasın, birçoğu üslûb sahibi ve kendi başına ekol olan güzîde hattatlarımızın göz nurlarıyla bir dantelâ gibi işledikleri o kıymet biçilemeyen cânım eserlerinden niceleri, artık yabancı müze ve koleksiyoncuların en mu’tenâ köşelerini süslemektedirler.

    Oysa ki kendi memleketimizde ecdâdımızın bizlere birer emâneti, birer yâdigârı olan ve bir kısmı, aylar süren çalışmalarla ancak hazırlanabilmiş husûsî kâğıtlar üzerinde kâh eşsiz birer tabloya dönüşen veya bazen pirinç bir levha ya da mermere asırlara meydan okurcasına kazınan, bazen de uğruna gözünü bile kaybetmek bahâsına bir câmi’ kubbesine ilmek ilmek işlenen ve akıllara durgunluk veren hat san’atı numûneleri bugün, apayrı ve şaşılacak bir kadirbilmezliğin incitici yalnızlığına terkedilmişlerdir.

    Ecdâdımızın her zaman şeref duyduğumuz bin yıllık şânlı bir tarih koridorundan bizlere armağan ettikleri sayısız güzîde eserler bugün fikrî boyutta da çoğumuza, maal’esef bir turiste olduğu kadar uzak, anlamsız ve yabancıdır.

    Değil mâhiyetlerinden, varlıklarından dahi habersiz olduğumuz milyonlarca taş baskısı ya da birçoğu sahasında otorite olmuş ve hâlâ bu vasfını koruyan el yazması nâdîde eserler, üzücüdür ki bu gidişle çürümeye mahkûm gözüktükleri kütüphânelerin tozlu raflarından, himmet ehli kişilerce gün ışığına çıkarılacakları günü beklemektedirler.

    Buna rağmen ne gariptir ki, tamâmen bize âit olan ve günümüzde artık Osmanlıca olarak ta’bîr edilen Târihî Türkiye Türkçesi’ni bir yazı dili olmaktan öte, ayrı bir lisân zannedenlerimizin sayısı maal’esef hiç de az değildir.

    Ve yedi asır cihâna hükmetmiş bir milletin çocukları, artık önüne konulan çevirilerin dışında, atalarının bugüne kadarki kültür birikiminden istifâde edememektedirler. Bu çevirilerin birçoğunun eksik ya da hatâlı olduğu ise ayrı bir vâkıadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde, yüzlerce kişilik kadroyla yıllardan beri, üstelik sadece belgelerin tasnîfine yönelik ve daha çok yıllara muhtaç çalışmaların da gösterdiği gibi, her biri başlı başına birer değer olan bu güzîde eserlerin, tarihî metin ve evrâkların teker teker şimdiki yazıya çevrilmesine ne yeterli sayıda teknik elemanımız vardır, ne de zaman buna müsâittir.

    Şu halde günümüz gençliğinin hissesine, dedelerinin birkaç bin sene önceki kültür mirasını rahatlıkla okuyup anlayabilen diğer milletlere, imrenmek mi düşüyor?

    Neden biz de kendi çocuğumuza, araştırdığı herhangi bir mevzu’da, ecdâdının birikimine birinci elden uzanabilme imkânını tanımayalım? Çok boyutlu bir altyapıya sâhip ve tarihine yabancı kalmamış, büyüklerine sevgisini ve saygısını kaybetmemiş bir nesil, geleceğe daha ümidle bakmamızın bir te’minâtı değil midir?

    Üzüntüyle belirtelim ki, batılı araştırmacıların hem konuşma dili cihetiyle Türkçe’yi, hem de bir yazı dili olan Osmanlı Türkçe’sini öğrenerek yaptıkları derli toplu araştırmalardan, bugün Osmanlı’nın torunlarından ancak İngilizce bilenler istifâde edebilirken, bilimsel çevirileri ( yapılan bu yabancı kaynaklar da, ne gariptir ki, bir sokak ötedeki kendi millî kütüphânelerimizi referans göstermektedir.

    Gönlünde millî harstan, kültürden bir nebze olsun hissesi bulunanların, içinde bulunduğumuz bu vaziyete üzülmemesi mümkün değildir. Osmanlıca’yı öğrenmek, öz yurdunda kendi kültürüne yabancı kalmış bir neslin vicdân muhâsebesinde, ecdâdına ve tarihine karşı va’desi çoktan dolmuş bir fikir borcudur.

    _________________________________


    1. Baş kısmı - “Edeb yâ hû“
    2. Kalp kısmı - “Allah (cc)” (lafzatullah)
    3. Sırt - göğüs kısmı - “Âh mine’l-aşk“
    4. Sağ etek kısmı - “Yâ hazret-i mevlânâ“
    5. Sol etek kısmı - “Bu da geçer yâ hû“
    6. Sağ etek iç kısım - “Hoş gör“

  2. #2
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0

    Osmanlıca Hakkında kim ne dedi

    OSMANLICA HAKKINDA KİM NE DEDİ ?




    Her dil imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz. Türk milleti tarafından fethedilmiş topraklar nasıl Türk vatanı olmuşsa, aynı millet tarafından Fethedilmiş kelimeler de öyle Türk kelimesi olmuştur. Asırlarca Türk'ün malı olmuş, Türk sesiyle ve Türk san’atıyla işlenmiş; ev, âile, köy Türkçesine, aşk ve îman Türkçesine girmiş; Türk'ün heyecânına işlenip vicdânına yerleşmiş ve Türk olmuş kelimeler de Verilemez!.. Bunlar, bizim zafer ve şeref hâtıralarımızdır.

    Nihad Sâmi BANARLI
    Konu Lefkeli tarafından (12.Mayıs.2012 Saat 08:07 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0



    Yeryüzünde milli kütüphanelerindeki eserlerin dilini ve harflerini bilmeyen, bunları okumaktan aciz bir tek millet var mıdır? Tarihinden edebiyatından, ilmi, felsefi ve dini eserlerinden, milli kültür hazinelerinden haberi olmayan bir miletin bir toprak parçasında rastgele toplanmış bir kuru kalabalıktan farkı nedir?Avrupalılar okullarında Shakesper’e, Milton’a, Schiller’e, Voltaire’e dair bilgi verirken talebeye bu yazarların okul kütüphanesindeki eserleri de okutulur. Bir kitabın bir parçası değil, tamamı okutulur. Bugün yirmi yaşlarında bir Türk genci Naima’yı, Fuzuli’yi, Cevdet Paşa tarihini orjinalinden okuyamaz.

    Yeni yazıya çevirisini okusa da anlayamaz. Bu talihsiz delikanlı için Baki’nin o muhteşem “Mersiye” si Galib’in o enfes “Hüsn ü Aşk” ı Hamid’in “Tarık Bin Ziyad”ı simsiyah karanlıklara batmış muazzam abidelerdir. O zavallıcık bu eserlerin arasında, İstanbul’un göklere fırlayan tarihi eserleri arasında iki gözü kör dolaşan bir turist gibi gezip durur. Kendi tarihini, atasını, dilini, edebiyatını bilmez ve sevmez. Yani kendini bilmez ve sevmez.


    Peyami SAFA

  4. #4
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0



    Kamus bir milletin hafızası, yani kendisi; heyecanıyla, hassasiyetiyle şuuruyla.

    Kamusa uzanan el namusa uzanmıştır. Her mukaddesi yıkan Fransız ihtilali, tek mukaddese saygı göstermiştir: Kamusa…

    Heyhat! Batıda cinnet bile terbiyeli.



    Cemil MERİÇ

  5. #5
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0

    Osmanlıca ilgisini iyi ama geç kalınmış bir hamle olarak değerlendiren araştırmacı-yazar Dursun Gürlek şunları söylüyor: “Rahmetli Cemil Meriç’ten defalarca duydum. Türkiye’de Osmanlıca öğrenmenin Arapça öğrenmek kadar hatta daha mühim olduğunu söylerdi. Çünkü kütüphanelerimiz Osmanlıca eserlerle dolu ve işin garibi bu eserlere bizden çok Avrupalı oryantalistler ilgi gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz benim kütüphanemdeki eserleri bir Fransız ya da İngiliz araştırıcı rahatlıkla okuyup çevirebiliyor, ben tabiri caizse bön bön bakıyorum. Yahut çevremdeki mezar taşlarını okuyamıyorum. Dedemden kalan tapu belgesini okuyamıyorum. En güzel tarihi eserler İstanbul’da, fakat Osmanlı çeşmelerinin, camilerinin kitâbelerini okuyamıyorum. Tabii bu lüzum, bu boşluk gün geçtikçe daha iyi açığa çıktığı için Osmanlıca’ya rağbet var. Kanaatim odur ki rağbet artacak.”


    Dursun GÜRLEK

  6. #6
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0




    Osmanlı Türkçesi; Türklerin yüzyıllar boyunca geliştirdikleri özgün bir dildir. Arapçadan da Farsçadan da yararlanmış ama ikisi de olmamış; yeni Türk kuşakları Osmanlı Türkçesini anlayabilmelidir ki, gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilsinler.



    Attila İLHAN

  7. #7
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0



    Bugün Türkiye’de bir münevverin Osmanlıca okumayı bilmesi lâzım. Atla deve değil. Osmanlıca öyle Fransızca ve Rusça gibi ayrı dil olarak anlaşılamaz, Arap harfleriyle yazılan bir Türkçedir. Her dil asırdan asıra bazı değişiklikler geçirir ama bu durum ayrı bir dilden söz etmeyi gerektirmez. Nihayet anneannemizle dedemizin mektuplaşma dilidir.



    İlber ORTAYLI

  8. #8
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0

    Türkiye'de entelektüelliğin şartı Osmanlıca bilmektir. Bizde kendi kültürünü bilmez,İngilizceden okumaya çalışır. Batı'yı bilmez sadece kafa çekip ahkâm keser.


    Ben şunu söylüyorum: Türkiye'de Osmanlıca bilmeyen entelektüeller cahildir. 1928 öncesi yazılmış şeyleri okuyamıyorsanız eğer, hiç 'okur-yazarım' diye geçinmeyin. Bugün bir İngiliz entelektüeli Shakespeare'i, Shelly'yi okur, bilir.Bizimkiler Nedim'i, Fuzuli'yi anlamaz, Şeyh Galip'i utanmadan İngilizcesinden okurlar. Birçok tarih kitabı hâlâ Osmanlıcadır bizde. Kendi kültürünü bilmeyen entelektüel olamaz.

    Murat BARDAKÇI

  9. #9
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0


    Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan dil, şüphe yok ki Türkçeydi. İçinde fazlasıyla Arapça ve Farsça kelime bulunmasına rağmen cümle yapısı Türkçeydi. Bugün de anlaşılabilen ve sade bir Türkçeyle yazılmış olan metinleri gözden uzak tutmamalıyız. Fatih Sultan Mehmet dönemi tarih yazarlarından Tursun Bey’in yazdığı Târîh-i Ebü’l-Feth adlı eseri okurken işaretlediğim bazı cümleler vardı. “Osmanlıca mı, Osmanlı Türkçesi mi?” tartışmasında aklıma bu eserde işaretlediğim cümleler geldi; birkaçını aktarayım:


    “Gel imdi her gün ah eyle,
    Günahlarını anup inile;
    Biz kıssaya girelim, sen dinle ...”


    Prof Dr. Hamza ZÜLFİKAR

  10. #10
    Status
    Çevrimdışı
    Lefkeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2011
    Nereden
    Sakarya
    Mesajlar
    767
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0


    Vasıflı insan olmak isteyen her Türkiyeli genç mutlaka ve mutlaka zengin, edebi, yazılı Türkçeyi, yani Osmanlıcayı iyi derecede öğrenmekle mükelleftir. Osmanlıca bilmeden köylü, bakkal, işportacı, kasap, esnaf olunabilir, ama münevver, yüksek tabaka mensubu, kültürlü olunamaz.Yeterli Osmanlıca bilmenin ölçüsü de şudur: Zevk ve haz alarak, mânasını anlayarak Türk dilinin en büyük şairi Fuzulî’nin divanını, aslî metninden okuyabilmek.



    Mehmet ŞEVKET EYGİ

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •