Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Kaçak Tütünün Hikayesinden Su Değirmen Taşına.

  1. #1
    ANAİTİS
    ANAİTİS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Kaçak Tütünün Hikayesinden Su Değirmen Taşına.


    KAÇAK TÜTÜNÜN
    HİKÂYESİNDEN
    SU DEĞİRMENİNİN TAŞINA



    Makale : Bekir ALTINDAL
    Araştırmacı, Yazar, Başmüfettiş
    Tokat Kültür Haber Dergisi'nin, Yıl : 3, Sayı : 17,
    Kasım - Aralık 2004 tarihli nüshasının 22 - 25. sayfalarında yayımlandı.



    15.09.1930 - Zile Reji Binası (Şimdiki Tekel İdaresi)

    Fotoğrafı Gönderen : Bekir AKSOY

    Yaşı otuz beş, kırk olan Zileliler bilir; Amasya Caddesi’nde evlerin bitiminde, bahçelerin bağların başladığı yerde, Berberoğulları'nın o güzelim havuzlu bahçesinin karşısında devasa iki bina yükselirdi. Birisinde oturanlar vardı. Diğeri ise büyük bir kapılı, üç tarafı kapalı, iç tarafa avlulu, şimdinin üç dört kat yüksekliğinde bir bina idi. Altmışlı yıllarda anahtar deliğinden bakar, yuva yapan, çatısına havalanan güvercinleri seyrederken binanın azametinin ve terkedilmişliğin verdiği korku ve endişeyi duyardık.
    Bu bina Zileliler'in dilinde Reci yani gerçek adıyla ‘Reji’ binasıydı. Reji, yani reci nedir bilmezdik çocukluğumuzda. ‘Recinin orada oynadık, reciye gittik’ derdik evden sorduklarında. Ancak Cumhuriyet'in ilk yıllarını görenler için önemli bir yerdi. Tütün ekenler, tütün satanlar, tütün kaçakçılığı yapanlar için reji çok şey ifade ederdi.
    İşte Zile’de çocukluğumuzda bize ürperti veren bu binanın adı, Osmanlı Devleti’nin 1883 yılında tütünün üretimi, satın alınması, dağıtımı, fiyatının belirlenmesi için imtiyaz verdiği Fransız şirketinin adı idi Reji İdaresi. 1913 yılında on beş yıllık bir imtiyaz daha verilmişti bu şirkete. Sivas, Tokat, Zile, Erbaa ve Niksar için verilmişti bu imtiyaz. Çilekeş tütün üreticisi bu idareden izin alacak ekmek için, yine bu idareye satacaktı tütününü, onun belirlediği fiyattan. Bir nevi günümüzdeki özelleştirme gibi.
    Hemşehrimiz Yazar Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU ‘Dünden Bugüne Yarına’ kitabında şöyle anlatmaktadır Zile’nin Sepetci Sokağını :
    Sepetci Sokak

    Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - 10.02.2003
    Sokak, Cumhuriyet dönemi öncesi jandarmaların değil; ama kolcuların böyle gece vakti baskınlarına alışık bir sokak olmasına rağmen yine de gulguleli heyecanlanmalardan vazgeçemiyordu. Birinci Dünya Savaşı yıllarının reji dedikleri tekel tütün kaçakçıları, şehir dışına çok yakın ve çıkmazları olduğu için bizim sokağımızda geceler, Aynacılar denilen bahçesi yan sokağa da açılabilen evden sık sık yararlanırlar imiş. Bu sebepten de kolcularla kaçakçılar bu sokakta sık sık buluşur, tüfenk seslerinden sokak ayaklanırmış olur olmaz vakitlerde.
    Cumhuriyet’in kurulduğu 1920’li yıllarda Zileli tütün ekerek geçimini sağlamaktaydı. Savaşlardan yeni çıkılmış. Açlık var, yoksulluk var, imkânsızlıklar var. Emin Ulu Hocam tütün ekenlerin halini şöyle anlatır Tokat Kültür Araştırmaları Dergisi'nin satırlarında;
    Eski Reji (Tekel / İnhisar) Binası'nın Yerinde Şimdi Duvarları Kaldı.

    Fotoğraf : M. Ufuk MİSTEPE - Kent Rehberi : Mustafa DOĞTAŞ / 05.01.2008
    Daha İstiklâl Savaşı’nın sıkıntıları atlatılamamış, kıtlık boğazlarda bir düğüm olmuş… Çözülmez bir düğüm… Yörede yapılacak iş yok. Çalışacak fabrika yok. Ekilecek tohum yok...
    Bir dirhem ekmek için can verilip, can alınmaktadır. Kimi köylü geçimini Sivas ellerine “kül” ve yabani meyve satarak sağlarken; kimisi ağalara kulluk etmekte; kimileri de “kaçakçılık”, özellikle “tütün kaçakçılığı” yaparak sağlamaktadır...
    Tütün ekimi bir dert, yetiştirmesi bir dert. İçmesi dert üstüne dert...
    Bir demet tütün için kıyılan canlar, bir nefes çekimi, bir duman savurumu için kırılan kalpler, yıkılan ocaklar, sakatlanan kadınlar... Ah tütün tarlaları!... Ah tarlalar!... Anaların, bacıların, kızların, kızanların ağıt tarlaları!... Varlığımıza sebep, analarımızın göz yaşlarıyla yoğrulan ekin tarlaları… Pancar tarlaları… Hepsi bin bir türlü acı ve sevginin ekili olduğu tarlalar…
    İşte Hocamızın çok güzel özetlediği çileli tütün ekimi, buhran yılları olan 1930’lu yılların başında yapılamamaktadır Zile’de. Kalite düşmüş, fiyat düşmüş alıcı bulunmaz olmuş, 1950’li yıllarda birkaç yıl daha tütün ekimi için izin verilmiş ise de sonradan ekilmez olmuş artık Zile’de tütün.
    Şeyhahmet Tepesi’nin eteklerindeki Kepez Köyü’nde dünyaya geldiğim yıllarda son olarak ekmiş tütünü Memük Emmi. (Topal Hasan Oğlu 1315 doğumlu Mehmet ALTINDAL) Tütün tarlalarından çıkamamış gece gündüz analar, bacılar, gelinler. Zile’den Kepez’e at ile gelin gelen Devretçilerin kızı anam Zekiye gelinliğini çıkardıktan sonra tütün tarlalarında, afyon çizmelerinde, mercimek otunda, nohut yolmada, galuçla arpa biçmede bulmuş kendini.
    Şair ve Yazar Ceyhun Atıf KANSU’nun “Zile’ye Düştü Yolum” isimli şiirinde; Yolda gördüm bir kadın çapa çapalar / Bebeği sallanır iki dal arasında… dediği çocuklardan biri idim o yıllarda orak tarlalarında, mercimek otu yolmada.
    Şerife/İbrahim ALTINKUŞ'ların Kiraz ve Üzüm Bağı

    H. Deniz MİSTEPE/ZİLE - 1980
    1315 doğumlu olan, hani şu “Hey Onbeşli Onbeşli” türküsünün yakıldığı delikanlılardan olup 17 yaşında, 1917 yılında askere alınır Memük Emmi. Savaşı görür, yaşar, kaşlarına bit düşer, ot kökleri yerler. Terhis olur, döner köyü Kepez’e. Çocuklar ekmek ister, aş ister.
    Hemşehrimiz Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU’nun ‘Anadolu Efsaneleri’ kitabında anlattığı Kepez Köyü’nün önündeki düzlüklerde 1930’lu yıllardan itibaren ekilmez olmuş tütün. Yokluk var, kıtlık var, açlık var, hastalık var; tohum yok, gelir yok, üstte başta yok, çocukların bacağında don, ayağında çarık yok. Memüğemmi’nin çocukları küçük, on çocuk olmuş, beşi yaşamış, beşi ölmüş. İki delikanlı oğlundan biri aniden öldüğü gün acısına yanarken, diğer oğlunun komşu köyde güreşte öldüğünün haberi ulaşır Kepez’e. İki oğlunu aynı günün içinde verir toprağa Dabanlılar'ın kızı Zekiye Ana. Tütün içmeye başlar bu evlât acısıyla; kaçak tütün, asker, üçüncü, ikinci, birinci sigarası ne olursa içer günde üç paket.
    Şeyh Ahmet Çamlığı/Kepez Köyü
    Artık tütün ekme imkânı kalmayan Memüğemmi kaçakçılığa başlar. Nasıl başlar, kaç yaşında başlar? Zamanında sağ iken anlattırmadık kendisine, Kırk yaşından sonra araştırmacılığa başlayan bu satırların yazarı, canlı tarih olanlara, Zile’nin büyüklerinin anılarını, hâtıralarını, acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, hayatlarının kesitinden önemli olayları bu günlere ulaştıramamanın acısını daha iyi anlamakta şimdi. Ama 2003 yılının son günlerinde kaybettiğimiz 1341 doğumlu Hüseyin ALTINDAL Emmi’ye anlattırmıştım tütünün, kaçakçılığın, kaçak tütünün hikâyesini, değirmenciliği. Tütün kaçakçılığı yapmış Memüğemmi ve Hüseyin Emmi ama niye?
    İşte su değirmeninin taşından gelen sesin ve su çağıltısının yankısında
    kaçak tütünün hikâyesi sizlere. Hem de kendi şivesiyle.
    Neden tütün kaçakçılığı?
    Anam Zile’den Dabanlılar'dan olup dedemin fırını varmış. Babam da Zile’den Mahılar'dandır. Dedem Zile’nin ağalarından Kepez’deki tallalarını, arazisini satın alıp Kepez’e yerleşmiş.
    Ressam Nihat AKYUNAK

    60x73 cm Tual Üzerine Yağlıboya
    1341 tevellütlüyüm (doğumluyum). Çocukluğumda Kepez’de babamın tütün ektiğini hatırlamıyom. Ancak biz çocukken, guççükken tütüne giderdi. Hatırladığım gadariyle 8 - 10 yaşındaydım. Memlekette yokluk, fakirlik vardı. Millette para yoktu. Bacağımızda don, ayağımızda giyecek bişey yok. Tek giyecek çaruktu. Tallalar herk edilir, emme gubre yok, ekin bire 4 - 5 verir. Bir de ekinde karadavu olurdu. Doğru dürüst ekin olmazdı. Kıtlık oldu arpa ekmağı yedük. Hatte benim duunümden (düğünümden) sonra 1942 yılında mısır ekmağı yedük.
    Halil Emmimin Demürcülükteki değirmenünde öğüdürdük. Babam tütün kaçakçılığına nasıl başlamış bilmiyom. Herhalin (herhalde) bu yokluktan, kıtlıktan başlamıştır. Ağam, (babam) tütünü Tokat, Erbaa köylerinden ata yükler getürürmüş. Kıllallı (Zile’nin Kırlar Köyü) Mıstık ile tütüne gidermiş. Ata yükleyip getürdüğü tütünü an*****n kendi kıyardı. Bazende Saraç Köyü’nden tanıdığı Haydar gelir kıyardı. Kıydığı tütünleri ata yükler Karayün Beleni’ni aşar, on - on beş gün gelmezdi. Koyde odunumuz bitince Anam Şevket’in gardaşı Şükrü’ye söyler, o da hemen gidip kendi korumuzdan odun eder, eşeğe yukler getirir, babam da tütünden gelince parasını verirdi.
    Neler yaşandı bu dönemlerde? Kolculara hiç yakalandı mı?
    Bir harman zamanı golcular (kolcu_tekel görevlisi) evimizi bastı. Evün afurunda (ahır) havan bıçağı bulmuşlar. Bıçağı bulduklarında anam evde olduğu uçün ona yüklediler suçu. O zaman Zile’de Ağır Ceza Mahkemesi yoğmuş. Suvas’a (Sivas) vermişler. Anam Ağamla Suvas'a mahkemeye gitmişler. Anam üstüne yırtık bir bandik, eski bir enteri giyip, eline de bir dânek (değnek) alıp mahkemeye çıkmış. Hâkim sordukça deli muamelesi yapmış. Yakalanan pıçak paslı, çalışmamış deyü beraat ettirmiş hâkim. Anam Osmanlı bir kadındı. Her Salı Cuma'yı eşşekle Şeere (şehre - Zile’ye) gider asuvatı (eksiği - alışverişi) o düzer, geri eşekle gelirdi. Şeer köye iki saattir eşşekle.
    Yine eski evde anam tütün kıyarken cenderme (jandarma) kapıyı vurmuş. Anam ortalıkta olan tütünün üstünü dastarla (sofra bezi) kapadıp, cendermeden korktu diyerekten çocuğum düşecek diye yere atmış kendini. Cenderme geri odaya dönmüş. Anam da hemen tütünü samanlığa götürüp üzerine samanı yıkmış. Cenderme odaya gidince ‘o kadında bişey vardı ama, bilemedim’ deyi şüphesini söylemiş.
    Biz çocukken Palanlı Koyü’nden bir ehbabımız (ahbap) odun etmek için misafir geldi. Babam da onu Demürcülük’teki koruya gönderdi. Köyde herkesin korusu ayrıydı. Bu ehbab tabakayı bizim evde unutmuş. Herhalde bir ihbar veya müzevirlik var ki golcular evimizi basdı. Tütün tabakasını buldular. Babam tabakanın misafire ait olduğunu söylemesine rağmen golcular gabul etmediler. Ya 6 lira vereceksin ya da 6 gün hapis yatacaksın dediler. Babam 6 gün hapis yattı Zile’de. Babam tütün kaçakçılığında heç yakalanmadı.
    Tütün nerelerden alınır? Nasıl getirilir? Nasıl kıyılır? Nerelerde, nasıl satılırdı?
    Tütün almaya güzün gidilir. Tütüne yalınız veya tanıdık bir arkadaşla gidilir. Babam Kıllallı Mıstık ile Karayün’lü Topal Ali ile giderdi. Tütünü almak için at ile yola çıkılır, Kıllallı Mıstığın köyüne gidilir, oradan çıkıp Gazova’dan ağrı Necib Köyü’ne gidilir. (Necip Koyü'nde Mıstığın bacısı vardı.) Orada kalınır. Giderken pek tehlike olmaz. Tokad’ın Vavru, Kocacuk, Dive, Zazara, Bovalı köyleri ile Erbaa ve Niksar’ın köylerine gidilir. Orada tanıdık yerlerden tütün alınır. Tütün dizili vaziyettedir. Tartılır, tavlanır, üstü örtülür. Denk sandığına basılır. Altına teliz serilir. Sandıktan çıkarılır. Baskılanır, teliz dikilir. Atın eğerinin başına takılmak suretiyle yüklenir. Ata on batman (80 kilo) tütün yüklenir.
    Akşam hava garardıktan sonra yola çıkılır. Dağlardan gece yol gelinir. Düz yerlerde ata binilir. Engebeli yolda at yedeğe alınır. Bovalı Dağı'ndan, Kocacuk Köyü’nün üstünden tepelerden, dağlardan geçilir. Hava ışıyınca Necib’in üstündeki tepelerde, dağlarda yatılarak akşam edilir. Hava kararınca Turhal’ın Çaylı Köyü’nün içinden, Arabören Köyü’nün altındaki köprüden veya sonbaharda su az iken ırmaktaki gecit yerlerinden geçilir. Bazen Arabören'den, Menaf arkadaşımızın koyünden (bu köyün ismini hatırlıyamadı), Çerkez koyünden geçilir. Pazar üzeri gelinirken İstasyon’dan, İsmail Dede’den, Esvap Çayından, Gezirden, Bağlıca Deresi'nden Kepez’e gelinir. Bazen da Turhal üzerinden gelinir. Çaypınar ayağından, Hıdırlık’tan Zile’ye girmeden köye gelinir. Tütün eve veya köyün dışında bir yere yıkılır.
    Getirilen tütün evde veya köyden dışarıda güvenli bir yerde bizzat veya kıyıcı tarafından ince ince kıyılır. Alanın derelerinde, Şehahmet'te Memed'in kaya’da kıyılır. Bu herhangi bir müzevirliğe karşı bir tedbirdir. Kıyılan tütünler ata yüklenir, Karayün Beleni’ni aşarak, Zile’nin köylerinden başlayarak, tanıdık evlere inilir, sata sata Çekereğin Kazankaya, Eskiköy, Toraman, Sakızlık, Güroğlu köylerine kadar yani Çorum’un Alaca İlçesi’nin köylerine kadar gidilir. Köylerde kalacak belli evler vardır. Sahip çıkarlar. Satarken tütüne bir fiyat biçilir. Arpaya, buğdaya fiyat biçilir. Ona göre ya para ya da buğday, arpa karşılığı verilir. Harman’dan önce satılmışsa, parası olmayana harman veresiyesi verilir. Harman zamanı gidilir, alacaklar toplanır, o köylerden hayvan (eşek) kiralanır, köye getirilir.
    On batman tütün 100 kâğıda (lira) alınır, 200 kâğıda satılır. Harman veresiye verilen tütünde ve para ile verilen tütünde alacağın alınamadığı da olur. O köyden sizden önce tütüncü geçmiş ise fazla satılmaz. Geçimimizi sağlayacak kadar ancak kazanılırdı. Yokluktan, geçim derdinden bu eziyetler çekilir karda kışta, sıcakta.
    Köyden tütün satmaya çıkıldığında ancak 10 - 15 günde dönülür. Tütün almaya gidilen Tokat - Erbaa köyleri Kepez’e yaklaşık 60 - 80 km mesafededir. Satmaya gittiğimiz Alaca sınırı köylere kadar olan mesafe ise tahminime göre orada 60 - 80 km vardır her halde. Annıyacağın 150 - 200 km'lik bir mesafede gidilip gelinir her tehlikeye karşı, ekmek parası için.
    Tütüne ilk ne zaman gittiniz? Neler yaşadınız?
    1942 yılında evlendim, 1944 yılında eskere (askere) gittim. Üç sene eskerlik yaptım. Evlenmeden ve eskere gitmeden önce tütüne gitmeye başladım. 1940 yılı olabilir. Bu yıllarda bir kış günü babama, anama haber vermeden köyümüzden Memed Emmi'den yüz lira para alıp, ata atlayıp babamın arkadaşı Kıllallı Mıstığın yanına gittim. Suratı yanık olduğu için ona Yanık Mıstık dellerdi. Birlikte atlarla yola çıktık. İstasyon yolundan Pazar’a vardık. Tanıdığı bir evin kapısını çaldı. Atları afura bağladılar. 'Haydin biz açık.' dedi. Ev sahibi yemek hazırladı. Kannımızı doyurduk. Ordan geçtik Necip Köyüne. Hava soğuk.
    Necipten çıktık. Verep Köyü’ne geldik. Tütünü tuttuk o köyden. Atlara yükledik. Kar yağıyor. Atlar karda zor gidiyor. Neyse usul yavaş Necip Köyü'ne geldik. Mıstık Emmi'nin orada bacısı vardı. Tütünü yıktık. ‘Üsüyün (Hüseyin) tütünü bırakıp gidelim, sonra gelir alırız.’ dedi Mıstık Emmi. Gece tam yatacakken kar kesildi. Gidelim mi, gitmeyelim mi tereddüt ettik. Tütünü yükleyip gitmeye karar verdik. Yola koyulduk gece, bir ayaz çıkmış ki adamı kesiyor. Turhal’ın Doğu tarafındaki İnekhane'den geçip Kuşoturağı Köyü’ne geldik. Geldik geldik ama ayaklarım, çorabım ıslanmış, ayaklarım dondu. Yürüyemez oldum. ‘Mıstık Emmi ben yürüyemiyom, ayaklarım dondu.’ dedim. Neyse köyünün çevresine geldik. Geldik emme tütünü kendi köyüne de yıkamıyor. Nolur nolmaz, müzevirleyen olur diye. ‘Emirören’e yıkalım ertesi günü alırız’ dedi.
    Her köyde tanıdığımız vardı. Tütünü Emirören’e yıktık. Ayağımda çorap ve kavelye var. Çekiyom çekiyom çıkmıyo, donmuş. Kaldığımız evin sahibinin atları vardı. Afurda yığmışlar, ayaklarımı atların gübresine soktular. At gübresi sıcak olur. Isındıkça ısındıkça ayaklarım cana geldi. Benim şu bannağım (parmağım) halâ yanıktır. O zamandan kalmıştır. Neyse bana sen Zile’ye git dediler. Ata atlayıp Zile’ye geldim. Annavut Mahallesi'nde (Orta Mahalle) Nefise Halam (yakın zamana kadar Zile’de eskiler annenin bacısına hala, Babanın bacısına eme derler) vardı. Kocası eniştem telgraf çavuşu Hasan Efendi. Bana ‘nereden geliyorsun?’ dedi. Ben de ‘enişte ben tütüne gittim. Babamın anamın haberi yok’ diyerek başımdan geçenleri anlattım. Beni yedirdiler, içirdiler. Kalktım köye, Kepez’e gittim. Merak edip küşümde (endişede) kalmışlar, ‘neredeydin?’ dediler. Anlattım. Rahmetli babam atınan Kıllar’a gidip Mıstığı bulmuş, Emirören’den tütünü yüklemiş, geldi. Tütünü kıydık.
    Satmaya ilk ne zaman gittiniz?
    Yine eskere gitmeden önce gittim. Karayün Köyü’nde babamın arkadaşı Topal Ali vardı. Tütünü ata yükleyip Karayün Köyü’ne gittim. Karayün Köyü alevidir. Ekmağı yedük. Akşam olunca tütünü orada kıydık. Atlara yükleyip Ali Emmi ile yola çıktık. Gideceğimiz köylerden bir kısmı alevi bir kısmı da sünnü köyleriymiş. Giderken Ali Emmi bana ‘Üsüyün bazı köylerde seni sorarlar ben onlara bizdendir derim, sen bişey konuşma’ dedi. Ayrıca; ‘Üsüyün yolda önümüze, golcu, cenderme veya biri çıharsa sen bi tarafa ben bi tarafa gaçalım, sonra ilerde bi yerde ıslıklaşıp buluşuruz’ diye tembih etti. Aksi gibi Karaşıh (Karaşeyh Köyü) Evliyası'nın orada karşımıza köy bekçisi çıhdı. Nereye gidiyonuz demeye kalmadı ben sola saptım, Ali Emmi sağa saptı, ayrıldık. İlerde birbirimizi takip edip ıslıkla haberleşip tekrar bir araya geldik. ‘Üsüyün bu bekçi bizi takip edebilir, Ciğerbağı Köyü’nde durmayalım’dedi.
    Oradaki köylerde durmadan Şimdi Çekereğ’in köyü olan Çandır’a vardık. (Halen Çekerek’ten ayrılan Aydıncık İlçesi'ne bağlı Çekerek Irmağı vadisinde bir köy) Tanıdığımız eve gittik. Ev sahibi ‘Ali Emmi köyde golcu var, tütüncü de teze (taze - yeni) geldi gitti, tütün satılmaz’ dedi. Tütün çuvallarını fırının içine yerleştirdik. Yedük içdük. Öyleyse biz gidelim dedi Ali emmi. Çuvalları fırından çekdük. İki çuval eksük çıhdı. Adam boynunu bükdü. ‘kapıyıda kitlemiştik Ali Emmi, nereden hırsız geldi anamadım.’ dedi evsahibi. Ali emmi ‘neyse olur’ dedi. Atlara tütünü yükledik. Bunlar hep gece oluyor. ‘Ali Emmi ben o tütünü bulurum Üsüyün’ dedi. Kırkdilim Köyü'ne geldik.(Çekerek Köyleri'nden) Ben orada kaldım. Ali Emmi ertesi günü tekrar Çardır Köyü’ne gidip tütünü getirdi. Evin azabı (o evde çalışan kişi) çalmış her halde.
    Reji Yıllarında ALTINDAL Ailesi Kepez Köyü'nde
    Tütünü çevre köylerde sattık. Sabaha karşı Acısu Köyü’ne geldik. Kalacağımız evin afurunu açtık. Atları bağladık, tütünü yıktık. Ali Emmi ilin petnilere (Ahırlarda duvara bitişik tahta ile bölünen hayvanlara saman ve yem konan yer) yattık. Daha sonra evin sahibi idare (gazlı lâmbasız ışık) ile afura geldi. Baktı petnide iki adam yatıyo. İki de at var. Bizim olduğumuzu annamış. ‘Niye haber verip kaldırmadınız’ diye bize çıkıştı. Ali Emmi’de ‘rahatsız etmeyelim dedik’ diye cevap verdi. Neyse odaya çıhdık. O zamanlar aşağı yukarı her evin misafir için bir odası vardı. Gelen misafirler, yabancılar, yolcular bu odalarda ağırlanır, yedirilir, içirilir, yatırılır yolcu edilirdi. Şimdi vesayit (arabalar) çoğalınca oda da kalmadı köylerde. Adamlar bizim kannımızı (karnımızı) doyurdular. Gündüz yola çıkılmıyor. Her an cenderme, golcu, bekçi çevirebilir. Akşam olunca Acısu’dan yola çıktık. Ali Emmi’nin köyü Karayün’e geldik. Ben durmayıp Kepez’e geldim.


    Artık hem tütün getirmeye, hem de satmaya alıştım. Eskerden sonra da devam ettim. Ettim ama ne yapalım. Yokluk vardı, kıtlık vardı.
    Ne zaman bıraktın bu tütüncülüğü?
    Bir - iki sene 1950’lerde yine tütün ektik ama sonra yine yasaklandı. Daha sonra bıraktım bu işi. Zordu, tehlikeliydi ama mecburiyetten yaptık bu işi.
    Tütün Eken Köy Kadınları

    Ressam : Atanur DOĞAN
    Tütüncülükten sonra ne yaptınız? Değirmenciliği kısaca anlatır mısınız?
    1950’li yıllarda Kepez’in Demircilik Deresi'nde Halil Emmi'min, Bağlıca Deresi’nde Araboğullular'ın, Ağanın daarmeni (değirmen) vardı. Ağanın daarmeni, yani Hacı Beyin daarmeni sonradan köyümüzden Koca Ali’nin yaptığı daarmenin yerinde idi. Hargı (ark) yürüdü. Hacı Bey hatırlıydı. Senin bildiğin Salif Emmi'nin çalıştırdığı daarmenin hargını yaptık, taşlarını koyduk. Hacı Bey’in, Suat Bey’in daarmeniydi. Bu daarmeni en siftağınan (ilkin) ben çalıştırdım. 1954 yılı olabilir. Daha muhtar olmamıştım.Daarmenin hargından gelen su, hark tarafı bir metre çapında, alt tarafı oldukça dar kalın saçtan yapılmış yaklaşık 8 - 10 metre uzunluğundaki oluktan donuzluğa dökülerek çarkı çevirir. Çark ile de taş döndürülür.
    Bir urupla buğday bir, bir buçuk saatte öğütülürdü. Yirmi uruplada bir urupla (bir teneke karşılığı) daarmen hakkı alırdık. Daarmen, sahibinden ya yıllık icarlanır ya da kazandığın yarı yarıya olurdu. Daarmenlerde küpü toprağa gömüp, altından yanlamasına hava deliği açılır. Un sahibi un verir, tuzlu ya da tuzsuz hamur yapılır. Küpün içine yakılan ateşten köz olunca dağirmi dağirmi (yuvarlak) yapılan çörekler küpün içine yapıştırılarak pişirilirdi. Lezzetli olurdu.
    Daarmen galebelik (kalabalık) olursa acelesi olan öncekinden sıra ister o da vermezse bazen tartışma çıkardı. Emme genelde herkez daarmen keşiğini beklerdi. 1970’lerin başında da Turhal yolundaki daarrmeni çalıştırdım. Oranın iki taşı vardı. Eyi kazanırdı. Daarmen taşı emliyle kaldırılır, dişedikten sonra yine emliyle yerine konurdu. Daarmenciliğinde bir huyu vardır. Gelen erkek, çocuk, kadın da olsa unnuğa gelir, unnuktaki kürekle un alıp ince mi kalın mı diye bakardı. Annasada annamasada bakar. İri unun ekmağı yazılmadığı için kalın olduğundan, taşın ayarı var, ayarlanırdı. Sonradan ateş değirmenleri çıktı, su daarmenciliği yavaş yavaş kayboldu, yıkıldı gitti daarmenler, daarmen harkları, olukları...
    Bu röportajı 2003 yılının yaz aylarında Zile’de yapmıştım. Aynı yılın sonunda da kaybettik Hüseyin Emmiyi. Yaşayan canlı tarihten dinlediğim kaçak tütünün hikayesi ile bir zamanlar Zile’nin Dereboğazı’nda, Bağlıca ve Demircilik Dereleri ile pek çok köyünde bulunan su değirmenlerinin, değirmencilerin hikâyesini, değirmen keşiğini, değirmen çöreğini bir nostalji olarak gelecek kuşaklara aktarmak için yazdık bu satırlarda. Önemsiz işlerle uğraşanlar için söylenen ‘Değirmen sele gitmiş, sen şakşağını arıyorsun’ sözü kaldı hâfızalarda. Bugün tarihte okuduğumuz pek çok yaşantı nasıl ki bizlere bir değişik ve tuhaf geliyorsa, ilerde de bu anlattıklarımızı, yazdıklarımızı yaşamayan, görmeyen kuşaklara bir tuhaf ve değişik gelecek bunlar. Belki hayallerinde canlandıracaklar tütün kaçakçılığını, su değirmenini, değirmenciyi.
    Sünni ve alevi köyleri yan yanadır Zile’de. Sünni köylünün alevi köyünde, alevi köylünün sünni köyünde mutlaka bir aile dostu ahbabı vardır. Bu dostluk dededen babadan beri gelmektedir. 12 Eylül öncesi (bir daha geri gelmesini istemediğimiz) o günlerde biraz olsun etkilendi bunlar ama, sağlam dostlukları o günün şartlarında da devam ettirenler vardı. Başbakan Ecevit’in birkaç sene önce aşırı sıcaklardan daireleri dahi tatil ettiği günlerde; Zile’nin Akyazı Mevkii’ndeki tarlamızı ortak eken ve yine bu yaz kaybettiğim, eniştem Üçköy’den Celloğların Rifat’a ve bize sap toplama ve patozla savrum için Savcı Köyü’nden kalkıp gelen (ismini yanlış hatırlamıyorsam) Ali Emmi ile oğlunu tarlada görünce anladım bu dostluğun derinliğini, insanlığın ölmediğini.
    Tütünün, değirmenciliğin, dostlukların hikâyesi bu işte. Günümüzdeki kaçakçılıkla karşılaştırıldığında okuyucu farkını anlayacaktır. Büyük paralar kazanma hırsı yok, insani değerleri hiçe sayma yok, adam vurma yok, bu işleri yapmak için birilerine menfaat temini yok. Savaş yıllarında, yokluk, kıtlık günlerinde, ekinin verimsiz olduğu yıllarda, çoluk çocuğuna üst baş almak için, ekmek için, sağlığını kaybetme pahasına mecburiyetten yapılan bir iş. Değerlendirmesi ve takdiri ise aziz okuyucunun artık...
    Zile Tanıtım Gezisi'ne Katılanlar Toplu Halde

  2. #2
    Status
    Çevrimdışı
    aliveli44 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    28 Eylül 2010
    Mesajlar
    1,258
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0

    S.A.

    Paylaşım için teşekkürler, ellerinize sağlık. Vesselam -)
    İzinsiz Kazı Yapmayalım Yapanlarla Birlik Olmıyalım.

  3. #3
    Status
    Çevrimdışı
    AKARLI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Kasım 2011
    Mesajlar
    1,468
    Beğenmiş
    0
    Beğenilmiş
    0
    Devletimiz kötü yönetildiği için,millet olarak gavurun insafına kaldığımız günleri anlatan İlginç bir paylaşım.
    Teşekkürler ustam.-)
    Bizi Bilen Bilir,Bilmeyen de Kendisi Gibi Bilir. . . (Mevlana)

  4. #4
    Status
    Çevrimiçi
    cazador - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    01 Eylül 2011
    Mesajlar
    498
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    0

    SA

    çocukluğumu tekrar yaşadım eline sağlık

  5. #5
    Status
    Çevrimdışı
    sondurak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Temmuz 2009
    Mesajlar
    858
    Beğenmiş
    26
    Beğenilmiş
    1

    ,,Çook Teşekkürler,,

    ,,Sayın ANAİTİS,, Çoook Teşekkürler, Muhteşem Sunum Eşsiz Çalışmalarınızın Devam Etmesi Dilegiyle,,YEEESHoşçakalınız...Saygılarımla...YEEE S....

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •