Ermeniler ile Müslümanlar arasındaki iyi ilişkiler, diğer devletlerin Ermenilerle ilgilenmeye başladığı 1800’lü yıllarda bozulmaya başlamıştır. Daha önceleri Ermenilerin çoğunluğu Gregoryen mezhebinden ve az bir kısmı da Katolik mezhebinden olup, Osmanlı millet sistemi içerisinde huzurlu bir hayat sürdürmekteydiler. 1800’lü yıllardan itibaren Ruslar, Ermeniler içerisinde Ortodoks mezhebini; Fransız, İtalyan ve Avusturyalılar Katolik mezhebini; İngiliz ve Amerikalılar ise Protestan mezhebini teşvik etmeye ve mensuplarını desteklemeye başlamışlardır. Rusya, 1816’da Moskova’da Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü’nü kurmuş, Kafkaslar ve Osmanlı coğrafyasındaki Ermenileri etki alanına almaya çalışmıştır. Bunun sonucu olarak, Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin bir kısmının isyanlar çıkarmaya başladığı, Rus Ermenistan bölgesine göç ettiği ve Rus ordusuna asker olarak yazıldığı görülmektedir.[33]

Ermenilerin, Müslümanlarla olan iyi ilişkilerinin bozulmasında misyonerlik faaliyetlerinin önemli rolü vardır. Osmanlı Devleti içerisindeki Hristiyanlar ile 18 ve 19. yüzyıldan itibaren ilgilenmeye başlayan Fransa, İngiltere, Rusya ve özellikle Amerikan misyonerleri, Emeni isyanlarını tahrik ederek, tehcir olaylarına yol açan önemli bir unsur olmuşlardır. 1701’den itibaren Fransa, 1804’ten itibaren İngiltere, 1819’dan itibaren Amerika ve 1774’ten itibaren de Rusya misyonerleri, Anadolu’da teşkilatlanmaya başlamışlar ve gayrimüslimler üzerinde propagandaya girişmişlerdir.[34]

Ermenileri, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmaya teşvik eden Amerikan Protestan misyonerleri çok sayıda okul açarak faaliyet göstermişlerdir. Protestan misyonerler ilk olarak 1819’da İzmir’de ve 1829’da İstanbul’da görülmüşler, diğer gayrimüslim azınlıklar üzerinde Protestanlığı yaymakta başarısız olunca, Ermenilere yönelmişlerdir. 1834’te Beyoğlu’nda Protestan Ermeni Klisesi’ni kuran misyonerler, Trabzon, Kayseri, Tarsus, Urmiye, Merzifon, Antep, Üsküdar, Harput, Samakov, Talas, Mersin, Bursa, İzmir, Sivas, Erzurum, Tokat, Bitlis, Van, Mardin, Adana, Ankara, Yozgat, Amasya, Malatya, Bolu, Diyarbakır, Urfa, Bilecik ve Elbistan başta olmak üzere Osmanlı şehirlerinde 624 kadar okul açmışlardır. Bu okullarda okuyan Ermeniler, Sırbistan ve Bulgaristan gibi bağımsızlık statüsünü elde edebilecekleri düşüncesiyle teşkilatlar ve çeteler kurmaya başlamışlardır.[35]

İngiltere, 1875 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü politikasını benimsemesine rağmen, bu tarihten itibaren Rusya ile birlikte Ermenileri tahrik etmeye başlamıştır. Özellikle Berlin Anlaşması’nın 61. maddesinin verdiği yetkiyi kullanarak, Doğu illerinde ıslahat yapması için Osmanlı İmparatorluğu’na baskı uygulamıştır. Bu maddeye göre, Babıâli, Ermenilerle meskun vilayetlerde mahalli ihtiyaçların lüzum göstereceği ıslahatı vakit geçirmeksizin tatbik etmeyi ve Çerkezlerle Kürtlere karşı, Ermenilerin güvenliğini temin etmeyi ve bu yolda tedbirler almayı, bunların tatbikine nezaret edecek büyük devletlere muayyen zamanlarda bildirmeyi vaat etmekteydi.

Osmanlı İmparatorluğu, bir kısım gerekçelerle söz konusu ıslahatları yapamamıştır. Çünkü, bu bölgedeki Ermeniler, hiçbir yerde çoğunluk teşkil etmiyorlardı. Onlar lehine yapılacak bir ıslahat, çoğunluğu teşkil eden Müslüman tebanın zararına ve memnuniyetsizliğine yol açacaktı. Ayrıca, yapılacak ıslahat konusunda, Rusya ve İngiltere gibi gözlemci devletlerin de bir görüş birliği bulunmuyordu. İngiltere, tamamen özerk bir bölge oluşturulması ve başına genel bir vali atanmasını isterken, Rusya, Osmanlı topraklarında kurulacak bir Ermenistan’ın, kendi ülkesindeki Ermeniler için bir bağımsızlık cazibe merkezi olmasından çekinmekteydi. II. Abdulhamit, mahkemeleri tanzim, polis ve jandarmayı ıslah, gümrük, posta ve vasıtalı gelirin dışında kalanı yöreye sarf edeceğini ve bu ıslahatı bir müşir vasıtasıyla kontrol ettireceğini vaat etti. 1881’de Fransa’nın Tunus’u, 1882’de İngiltere’nin Mısır’ı işgali gibi olaylar, Ermeni meselesini bir süreliğine uluslararası gündemden düşürmüştür.[36]

Tehcirin Sebepleri

Yukarıda açıklandığı üzere, tehcir Osmanlı İmparatorluğu’nda bir devlet politikası olarak zaman zaman uygulanmıştır. Devletin yayılma döneminde, fethedilen bölgelere Müslümanlardan oluşan topluluklar göç ettirilerek, nüfus dengesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Anadolu’dan, Balkalar’a ve Orta Avrupa’ya çok sayıda insan göç ettirilmiştir. Bunun yanında, Fatih döneminde İstanbul’a göç ettirilen Ermeniler’de olduğu gibi bir kısım gayrimüslimler de ya kendi istekleri ile ya da devletin zorlamasıyla yer değiştirmişlerdir. Ancak söz konusu tehcirlerin hiçbirisi, Ermenilerin 1915 yılındaki mecburi göçü kadar, tartışmalara ve düşmanlıklara yol açmamıştır. Bu durum 1915 Ermeni tehcirinin, diğer toplu göçlerden farklı özellikler taşıdığını göstermektedir. İlk olarak 1915 Ermeni tehciri, vatandaşların memnuniyetsizliklerinin çok fazla olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminde meydana gelmiştir. Devletin ve vatandaşların sıkıntılarla boğuştuğu, Osmanlı-Rus savaşının sürdüğü, Ermeni çetelerinin katliamlar gerçekleştirdikleri zor şartlarda Ermeniler topluca İmparatorluğun başka bir bölgesine göç ettirilmişledir. Daha önemlisi de tehcire tabi tutulan Ermenilerin büyük bir kısmı, Osmanlı İmparatorluğu’nun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti dışında yaşamaktadır ve onların bu durumu da tehcir olayının unutulmamasına sebep olmaktadır. Bunlar gibi sebeplerden dolayı, Ermeni tehciri hala tartışılan ve düşmanlıklara yol açmaya devam eden tarihi bir olaydır.

a. Ermeni Çeteleri ve İsyanlar

Tarihi süreç içerisinde de değinildiği gibi, 19. yüzyılın başlarından itibaren Ermeniler arasında milliyetçilik ideolojisi kuvvetlenmeye başlamış ve bağımsız bir Ermenistan kurulması için çeşitli organizasyonlar kurulmuştur. Bu organizasyonlar başlangıçta barışçı metotlar kullanırken, daha sonraları yabancı ülkelerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskılarını artırmaları için şiddet yollarına başvurmuşlardır.


İhtilalci ve terörist nitelik taşıyan bu örgütler, 1880’den itibaren faaliyetlerini artırmaya başlamışlar, özellikle İstanbul, Trabzon, Erzurum ve Van’da teşkilatlanmışlardır. Bir taraftan yayın yoluyla geniş Ermeni kitlelerine düşüncelerini anlatırken, diğer taraftan da terörist çeteler oluşturarak Doğu Anadolu’da Osmanlı vergi memurlarına, postacılara, hakimlere ve sivil halka saldırılar düzenlemeye başlamışlardır. Köylerde katliamlar gerçekleştiren bu çeteler, kendilerine yardım etmeyen Ermeni zenginlerini de öldürmekten geri durmamışlardır. Çetelerin gerçekleştirdiği saldırılar ve yaptıkları katliamlar, hem Ermenilerin huzurunu kaçırmış, hem de Müslümanlar ile Ermeniler arasındaki dostane ortamın bozulmasına yol açmıştır.[37]



Hınçak Komitesi: Hınçak, çan sesi, çan ve çıngırak anl***** gelmektedir. Kafkas Ermenilerinden Avedis Nazarbeg ile arkadaşları tarafından 1887 yılında İsviçre’de kurulan Hınçak Komitesi, daha sonra merkezini Londra’ya nakletmiştir. Komite, sosyalist, Marksist ve merkeziyetçi nitelikte bir programa sahiptir. Amaçları Türkiye Ermenistan’ını kurtarmak, burayı Rus ve İran Ermenistan’ı ile birleştirerek, bağımsız Ermenistan’ı kurmaktır. Daha önce kurulmuş olan örgütler, Hınçaklar’a katılmışlar ve böylece güçleri daha da artmıştır. Komite, İstanbul’da merkezi komiteye girmeyenlere, para vermeyenlere karşı suikastlar düzenlemiş ve Ermeni cemaatini bu şekilde yıldırmıştı. Daha sonra diğer illere yayılan komite, bir çok yerde yönetime karşı silahlı ayaklanmalar düzenlemiştir.[38]

Taşnaksutyun Komitesi: Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği olarak da adlandırılan komite, 1890 yılında Tiflis’te kurulmuştur. Amaçları, çeşitli Ermeni komitelerini birleştirerek, Rusya’nın desteği ile Türkiye Ermenileri için bağımsızlık elde etmek, çeteleri Osmanlı topraklarına sokmak, Osmanlı Ermenilerini silahlandırmak ve silahlı eğitim vermek, çeteler oluşturmak ve ayaklanmalar çıkarmaktı. Böylece ayaklanmaları gören büyük devletler, Osmanlı’ya müdahalede bulunacak ve Bulgaristan örneğindeki gibi bağımsızlık elde edilecekti. İlk merkezleri İstanbul, Trabzon ve Van’da kurulan Taşnaksutyun Komitesi’nin kontrolü tamamen dışarıda olmuştur.[39]

Ermeni komiteleri, 1890’dan başlayıp 1914’lere kadar çok sayıda terörist eylemler gerçekleştirmişlerdir. Bunların en meşhurları; 1890 Haziran’ında Erzurum’da; 1890’da Kumkapı’da, 1892-93’te Merzifon, Kayseri ve Yozgat’ta, 1894’te Sasun’da, 1895’te Zeytun’da, 1896’da Van’da meydana gelen isyanlar ve olaylardır. Bu gibi olaylara ve isyanlara karşı halkı korumak için Osmanlı yönetimi, yerli halktan Hamidiye alayları oluşturmuş ve bölgede asayişi sağlamıştır.[40]

b. Dünya Savaşı Şartları

Ermeni komitelerinin faaliyetleri 1914’e kadar yukarıda anlatıldığı şekilde, ayaklanma ve katliamlar ile devam etmiştir. Ermeni çeteleri, I. Dünya savaşı başladığında Rus ordusunun bölgeyi işgal etmesi için cephe gerisinden Osmanlı ordusunu zor durumda bırakacak saldırılar gerçekleştirmişlerdir. Savaşın başlarında Osmanlı Devleti, Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği yaptığını ve birbiri ardına isyanlar çıkardıklarını gördüğünde, kesin bir tedbir alma yoluna gitmemişti. Ancak Ermeni komiteleri, savaş öncesi sakladıkları silahları ortaya çıkarmışlar, oluşturdukları çetelerle köyleri basmaya, köprüleri tahrip etmeye, telgraf hatlarını kesmeye, askeri birliklerin ikmal yollarını kapamaya ve İtilaf devletleri için casusluk yapmaya devam etmişlerdir.[41]

Ermeni çeteleri, I. Dünya Savaşında Ruslara esir düşen Osmanlı askerlerine ve Kafkasya’daki Müslümanlara da zulüm yapmaktan geri kalmamıştır. Rusların eline geçen Kars ve Ardahan civarında öldürülen erkeklerin 30 bine ulaştığı, kadın ve çocukların perişan halde oldukları, Ermenilere teslim edilen Osmanlı esirlerinin tüfek dipçiğiyle itlaf edildikleri, arşiv belgelerinde açıkça ifade edilmektedir. Osmanlı hükümeti, esirlere yapılan söz konusu kötü muamelelerin sona erdirilmesi için, tarafsız devletler nezdinde gerekli girişimlerde bulunmuştur.[42]

Müslüman ahaliden eli silah tutanlar askere alındığı için, sivil halk çetelere karşı tamamen savunmasız bir durumda kalmıştır. Sivil halkın bu savunmasızlığını değerlendiren çeteler, Rus ordusuna yol açmak ve Müslüman ahaliyi yok etmek için katliamlara girişmişlerdir. Bu katliamlardan birisinin gerçekleştirildiği Van ve çevresinde, 17 Mayıs 1915’de sivil halkı, kadın, çocuk, yaşlı demeden katliama tabi tutmuşlardır. Ermeni çeteleri aynı vahşetlerini, Zeytun, Muş, Bitlis, Kayseri, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Sivas, Trabzon, Ankara, Adana, Urfa, İzmit, Bursa, Antakya, İzmir, İstanbul, Maraş, Antep ve Halep’te de gerçekleştirmişlerdir.[43]

Ermeni Komiteleri’nin bu faaliyetleri değerlendirildiğinde, onların çoğunluğa sahip olmadıkları bir bölgede devlet kurma amacıyla hareket ettikleri açıktır. Halbuki bölgede Türk, Kürt, Arap, Süryani gibi milletler de bulunmaktadır. Ermeniler, Rusya, Fransa gibi devletlerin desteği ile diğer milletleri baskı altında tutarak, kendi devletlerini kurabileceklerini düşünmüşler ve bu amaçla silahlı isyan ve katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Onların yapmış olduğu bu terör faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin yanında bölgedeki diğer milletlerin de tepkisine sebep olmuştur. Nitekim, tehcir sırasında Ermenilerin başına gelen istenmeyen olaylar, bölgede yaşayan sivil vatandaşların bu tepkilerinin bir sonucudur. Köylerine gelip çoluk çocuk demeden katleden Ermeni çetelerinin yapmış olduklarına, bölgedeki diğer milletlerden de karşılık verenler olmuştur.

1915 Ermeni tehcirine sebep olan olaylar, muhtemel bir isyan değil, mevcut bir isyan halini ortaya koymaktadır. Aynı dönemde Rusya’nın gerçekleşmemiş bir isyanı sebep göstererek, Kafkaslardaki Müslümanları Osmanlı topraklarına sürdüğünden yukarıda kısaca bahsedilmişti. Benzer şekilde İngiltere’nin Sudan ve İrlanda’da, Fransa’nın Tunus ve Cezayir’de, yine Rusların Kırım’da uyguladıkları zorunlu göçler herkes tarafından bilinmektedir. Diğer devletlerin de benzer uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda, Ermeni tehcirinin vaki bir isyanı ortadan kaldırmaya yönelik olması itibariyle, haklı ve yerinde bir karar olduğu söylenebilir.
Tehcir Kararının Alınması

Osmanlı hükümeti, cephe gerisini emniyete almak ve savunmasız kalmış sivil vatandaşları Ermeni çetelerinin yaptığı katliamlardan korumak için bazı köklü tedbirler almak mecburiyetinde kalmıştır. Dahiliye Nezareti’nden Erzurum Vilayetine gönderilen aşağıdaki emirde bu açıkça görülmektedir:

“Takip olunan nokta-i nazar vilayetin Rus hududunda bulunması dolayısıyla orada hiçbir Ermeni bırakmamak esasına müsteniddir. Bazı kısımlardaki Ermenilerin acilen ihracı…” (14 Mayıs 1331)[44]

Seferberlik ilanından itibaren dokuz ay sonra, 24 Nisan 1915’de, Van isyanını başlatan Ermeni komitelerinin merkezlerinin kapatılması, evraklarına el konulması ve komite elebaşlarının tutuklanması için vilayetlere ve mutasarrıflıklara gizli bir tamim yollanmıştır. Ermenilerin katliam günü olarak kutladıkları 24 Nisan, bu tutuklamalardan dolayıdır.

Tehcir kararının alınmasında en önemli faktör olan Van isyanı bütün hızıyla devam ederken, başka bölgelerde de isyanlar çıkmış ve ordu cephede Ruslar’la savaşmakta olduğundan, bu isyanlar bastırılamamıştır. Bunun üzerine Başkumandan Vekili Enver Paşa, 2 Mayıs 1915 tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya tehcir kararını bildiren aşağıdaki yazıyı göndermiştir:

“Van Gölü etrafında ve Van Valiliğince bilinen yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak isyan yuvalarının dağıtılması düşüncesindeyim. III. Ordu Komutanlığı’nın verdiği bilgiye göre Ruslar 5 L. 1333 (20 Nisan 1915) tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeriye sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem yukarıda bahsettiğim amacı sağlamak için ya bu Ermenileri aileleriyle birlikte Rus sınırı içine göndermek veyahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygun olanın seçilmesiyle tatbikini rica ederim. Bir mahzuru yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine dışarıdan gelen Müslüman halkın yerleştirilmesini tercih ederim.”[45]
Başkumandan Vekili Enver Paşa’dan gelen bu emir üzerine, Dahiliye Nazırı Talat Paşa, durumun nezaketi karşısında, geçici bir kanun çıkmadan ve Meclis-i Vükela kararı olmadan bütün sorumluluğu üzerine alarak Ermeni tehciri kararını uygulamaya başlamıştır. Talat Paşa önce Van, Bitlis ve Erzurum bölgelerinde bulunan Ermenilerin savaş alanı dışına çıkarılmalarını, ilgili valilerden 3. ve 4. Ordu komutanlarıyla işbirliği yaparak hemen icraya koymalarını emretmiştir.

17 Mayıs 1331 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile tehcirin nasıl uygulanacağı düzenlenmiştir. Buna göre tehcirin nasıl yapılacağı, Bakanlar Kurulu Kararı’nda şu esaslara bağlanmıştır:
1- Ahali kendilerine tahsis edilen bölgelere rahat bir şekilde can ve mal emniyetleri sağlanarak nakledilecektir.
2- Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri göçmenler ödeneğinden karşılanacaktır.
3- Eski mali ve iktisadi durumları göz önünde tutularak kendilerine emlak ve arazi verilecek, muhtaç olanlara Hükümetçe mesken inşa edilecek, çiftçi ve zenaat erbabına tohumluk ve alet edevat temin olunacaktır.
4- Geride bıraktıkları taşınabilir mal ve kıymetler kendilerine münasip şekilde ulaştırılacaktır.
5- Ermenilerin boşalttıkları şehir ve köylerdeki gayri menkulleri tesbit ve kıymetler takdir edildikten sonra, bu köylere yerleştirilecek muhacirlere tevzi edilecektir.
6- Muhacirlerin ihtisas sahası dışında kalacak zeytinlik, dutluk, bağ, dükkan, fabrika, depo gibi gelir getiren yerler müzayede ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarına emanete kaydedilecektir.
7- Bütün bu konular özel komisyonlar marifetiyle yürütülecek ve bu hususta bir talimatname hazırlanacaktır.[46]

Rusya, İngiltere ve Fransa’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Ermenilerin öldürüldükleri iddialarıyla yaptıkları baskılar sonucu tehcirin sorumluluğunu daha fazla tek başına taşıyamayacağını anlayan Talat Paşa’nın, Sadarete verdiği tezkire üzerine bir gün sonra 13 B. 1333 (27 Mayıs 1915) tarihinde “Vakt-i seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-ı muvakkat” çıkarılmış ve yürürlüğe konulmuştur.

Tehcire Tabi Bölgeler ve Tehcirin Yapılacağı Bölgeler

Tehcirin yapılacağı bölgeler ve bu bölgelere ne kadar Ermeni’nin göç ettirileceği hakkında 26 Mayıs 1915 tarihinde, Başkomutanlık tarafından İçişleri Bakanlığı’na gönderilen direktifte aşağıdaki hususlar yer almaktadır:

“Ermeniler Doğu Anadolu vilayetleri[47] ile Zeytun ve yoğun bulundukları yerlerden Diyarbakır güneyine, Fırat vadisine, Urfa, Süleymaniye yakınlarına gönderilmeleri şifahen kararlaştırılmıştı. Yeniden fesat yuvaları kurmamaları için aşağıdaki esaslara riayet edilmelidir.
1-Ermeni nüfusu gönderildiği yerin İslam nüfusunun %10’unu aşmamalıdır.
2-Göç ettirilecek Ermenilerin kuracakları köylerin her biri 50 evden çok olmamalıdır.
3-Yakın yerlere göç ettirilmemelidir.”[48]

Bu direktifte, tehcir bölgelerinin sınırları genel hatları ile çizilmekte, Ermenilerin yerleştirilecekleri yerlerde Müslüman nüfusun %10’unu geçmemesi ve yakın yerlere yerleştirilmemesi emredilmektedir.[49]

Daha sonra tehcir alanının genişletildiği ve yukarıdaki direktife benzer şekilde uygulamaya geçildiği görülmektedir. 22 Haziran 1331 (5 Temmuz 1915) tarihinde Adana, Erzurum[50], Bitlis, Haleb, Diyarbekir, Suriye, Sivas, Trabzon, Mamure-tülaziz, Musul vilayetleriyle "Adana Emvâl-i Metruke Komisyonu" başkanlığına, Zor, Maraş, Canik, Kayseri ve İzmit Mutasarrıflıklarına, tebligat gönderilerek, görülen lüzum üzerine yukarıdaki bölgelerdeki Ermenilerin de tehcir kaps***** alındığı ifade edilmektedir. Buna göre;
1- Kerkük sancağının İran sınırına seksen kilometre mesafede bulunan köy ve kasabalar dahil olduğu halde Musul vilâyetinin doğu ve güney bölgesi;
2- Diyarbekir hududundan yirmibeş kilometre dahilde, Habur ve Fırat nehirleri vadisindeki yerleşim yerleri dahil olmak üzere Zor sancağının doğusu ve güneyi;
3- Haleb vilâyetinin kuzey kısmı hariç olmak üzere doğu, güney ve güneybatısında bulunan bütün köy ve kasabalarla, Suriye vilâyetinin Havran ve Kerek sancakları dahil olmak üzere demiryolu güzergâhlarından yirmi beş kilometre dışarıda bulunan kasaba ve köylerde müslüman nüfusunun %10'u nisbetinde iskân edileceklerdi.[51]

6. Tehcir Kararının Uygulanması

. Osmanlı hükümeti, tehcire tabi olan Ermenilerin yolculuklarını kolaylaştırmak için gerekli bütün önlemleri almaya çalışmıştır.[52] Yola çıkmadan önce Ermenilere ortalama 15 gün süre verilmiştir. Gerek güvenlik gerekse yiyecek ve barınma sağlanması konusunda alınan tedbirlerin koordinasyonu, valilikler ve İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti (İAMM) aracılığı ile yapılmıştır. İskan-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti tarafından Konya Vilayetine gönderilen aşağıdaki emirde bu hususa yer verilmektedir:

“Ermeniler için vuku’ bulacak masarıf-ı iaşe ve iskaniyyenin fasl-ı mahsus açılarak vilayette mevcud muhacirin tahsisatından tesviyesi. Fi 16 Mayıs sene (1)331.”[53]

Ermenilerin içerisinde kendi işleriyle meşgul esnaf ve tüccarlar, yetimhanedeki öksüzler ve muallimeler[54], hastalar ve a’malar[55] gibi bazı kimselerin tehcir uygulamasının dışında tutulduğu görülmektedir. Dahiliye Nezareti adına Maraş Mutasarrıflığına gönderilen aşağıdaki emirde ticaretle uğraşanlar ve benzeri kimselerin tehcir kararının dışında tutulması yer almaktadır:

“Ermenileri ihraç olunan liva mülhakatında ticaret vesair suretle ikamet eden Ermenilerin esasen mukayyed bulundukları memleketlerinde bırakılmaları muvafıkdır. Fi 26 Mayıs sene (1)331. Nâzır.”[56]

Tehcir uygulamasının dışında tutulan guruplar arasında ihtiyar kadınlar ve askerî imalathanelerde çalışanlar da bulunmaktadır. Dahiliye Nezareti’nin Erzurum Vilayetine gönderdiği emirde bu durum ifade edilmektedir:

“…İmalathane-i askerîde çalışanlarla aceze-i nisvanın şimdilik tehir-i sevkleri caizdir. Fi 27Mayıs (1)331.

Talat Paşa’nın 28 Ağustos 1915 tarihli talimatnamede yaya olarak yola çıkan Ermenilerin en yakın demiryoluna götürülmeleri, bakacak kimsesi olmayan kadın ve yetimlerin istasyona yakın yerleşim yerlerine yerleştirilmeleri, yolda yiyecek sağlanması ve fakirlere ücretsiz dağıtılması, yeni doğan bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanması, yol güvenliğinin sağlanması, saldırganların tutuklanması ve yargılanması, göç edenlerden rüşvet kabul edenlerin ve kafiledeki kadınlara tecavüze yeltenenlerin derhal mahkemeye çıkarılmaları emredilmektedir.[58]

Böyle külliyetli bir göç olayında aksaklıkların ve sıkıntıların olmaması imkansızdır.[59] Bu sebeple tehcir sırasında, Ermeni kafilelerinin çetelerin baskınlarına uğramaları, yerli ahali tarafından saldırıya uğramaları[60], salgın hastalıklar[61] sebebiyle ölenlerin olması gibi üzücü olaylar yaşanmıştır. Mesela, Erzurum’dan yola çıkarılan 500 kişi, yolda aşiretlerin saldırısına uğramış ve ölenler olmuştur:

“Erzurum’dan ihrac olunan Ermenilerden 500 nüfusluk bir kafilenin Erzincan ve Erzurum arasında Kürtler tarafından katl edildiği Erzurum Vilayeti’nden iş’ar olunmuştur. İhrac olunan Ermeniler’in yollarda muhafaza-i hayatlarına imkan nispetinde çalışılması ve esna-yı sevklerinde firara tasaddi edenlerle muhafazalarına memur olanlara karşı taarruzda bulunacakların tedibi tabiidir. Fakat buna hiçbir zaman ahali karıştırılmayacak ve beyne’l-anasır mukateleyi intac edecek ve aynı zamanda harice karşı da pek çirkin görünecek vekayi tahaddüsüne katiyen meydan ve imkan bırakılmayacaktır. Binaenaleyh o tarikle gelecek Ermenilerin güzergahlarında bulunan aşayir ile köylülerin taarruzuna karşı her türlü esbab ve vesaitin istikmaliyle müdafaası ve katl ve gasba cür’et edeceklerin şiddetle tedibi lazımdır. Fi 1 Haziran sene (1)331. Nâzır Talat (Paşa).”[62]

Hükümet bu gibi olaylara engel olmak için bir kısım tedbirler almıştır. Mesela, göç olayının tren olan yerlerde tren yolu ile yapılması, tren olmayan yerlerde kafileler halinde ve güvenliklerinin sağlanarak göç ettirilmeleri ve hükümetin talimatına rağmen göç eden Ermenilere saldıranların Divan-ı Harbe verilmesi gibi tedbirler alınmıştır. Nitekim kafilelere saldıranlardan 1397 kişi Divan-ı Harp’te yargılanmış ve bir kısmı idama, diğerleri de değişik cezalara çarptırılmışlardır.[63]

. Tehcir sırasında, bahsedilen salgın hastalıklar yüzünden 25-30 bin civarında can kaybı olduğu tahmin edilmektedir. Meselâ, 8 Z. 1333 (17 Ekim 1915) tarihli belgede, Hama'da bulunan kafilede her gün tifo ve dizanteriden 70-80 kişinin öldüğü ve derhal tedbir alınması hususunda emir verildiği görülmektedir.

Tehcir sırasında çetelerin saldırıları sonucu öldürülenlerin sayısı ise 8-10 bin civarındadır. Meselâ belgelerde Haleb'e bir saat mesafede Meskene'ye kadar olan yollarda Urban'ın gasb için yaptığı saldırılar sonucu iki bine yakın Ermeni’nin öldürüldüğü, Diyarbekir'den Zor'a ve Suruç'tan Menbiç yoluyla Haleb'e sevkedilen Ermenilerden de iki bin kadarının yine Urban aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyuldukları görülmektedir. Yine Diyarbekir bölgesindeki kafilelerden iki bine yakın Ermeni’nin, çeteler ve eşkıya tarafından Mardin civarına götürülerek öldürüldüklerinin istihbar olunduğu kayıtlarda yer almaktadır. Ayrıca 13 Haziran 1331/27 Haz.ran 1915 tarihli bir belgede, Dersim bölgesinde, Dersim eşkıyasının Erzurum'dan sevk olunan Ermeni kafilelerinin yolunu keserek katlettikleri ve onları kurtarmanın mümkün olmadığı, Erzurum Vilâyeti'nden bildirilmiştir.
Ermenilerin boşalttığı köylere, savaşın devam ettiği bölgelerden gelen mülteciler yerleştirilmiştir. Bu muhacirlerin içerisinde, Rusya’dan sürülen Müslümanlar da olmalıdır. Mesela, Mamuretü’l-Aziz, Van ve Erzurum vilayetlerinde boşaltılan Ermeni köylerine, mülteciler yerleştirilmiştir:

“Erzurum Vilayetine. Menatık-ı harbiyyeden hicret eden ahalinin vilayât-ı saireye dağılmalarına meydan verilmeyerek dahil-i vilayetde ve Van Vilayeti’nin tahliye edilen Ermeni köylerine tevzii. Fi 14 Haziran sene (1)331. Nazır n***** Ali Münif.”[64]
Ermeni tehciri meselesinde en fazla tartışılan konulardan birisi de tehcire tabi olan ve yollarda ölen Ermenilerin sayısıdır. Bu konuda birbirinden çok farklı rakamlar telaffuz edilmektedir. Tehcire tabi olan Ermenilerin nüfusunu tespit edebilmek için, Osmanlı İmparatorluğu’nda o dönemde yaşayan toplam Ermeni nüfusunun bilinmesi, önem kazanmaktadır. Ancak tehcire tabi olan ve ölenlerin sayısı hakkında iddiası olanlar, kendi rakamlarını doğru çıkarabilmek için, toplam Ermeni nüfusunu da farklı göstermektedirler.

Osmanlı İmparatorluğunun Ermeni nüfusu, 1914 nüfus sayımına göre 1.229.007’dir. Justin MacCarthy’ye göre ise 1914 yılında Ermeni nüfusu 1.698.303’dür. Diğer kaynaklara göre ise toplam Ermeni nüfusu 1.300.000 ile 1.700.000 arasında değişmektedir.[65]

Toplam Ermeni nüfusu içerisinde, tehcir edilenlerin sayısının ne kadar olduğu hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Haziran 1917 tarihinde Amerikan misyoner kuruluşlarının yaptıkları yardımlar hakkında bilgi veren Dr. J. K. Marden, Şubat 1916 itibarıyla yardım edilen kişi sayısını 485.000 olarak vermektedir. Halep konsolosu J. J. Jackson, tehcir bölgesinde 500.000 civarında Ermeni olduğunu kaydetmektedir. Osmanlı arşiv belgeleri ise tehcir edilenleri 438.758, yerlerine ulaşanları da 382.148 olarak vermektedir.[66]

Ermenilerin Kalan Mallarının Durumu

Tehcir edilen Ermeniler’in geride kalan taşınmaz malları, hükümet tarafından kendileri adına müzayede usulüyle satılmış ve sonradan Emval-i Metruke Komisyonu aracılığıyla bedelleri kendilerine ödenmiştir.

Terkedilmiş mal ve eşyanın devlet memurlarınca suiistimale meydan vereceği düşüncesiyle önce yasaklanmış, sonradan gerçek fiyatı ve peşin para ödemek şartıyla Ermenilerden ev satın almaları serbest bırakılmıştır.
.
29 B. 1333 (11 Ağustos 1915) tarihli umumi tebligatta[67] tehcir edilen Ermenilerin taşınmaz malları hakkında aşağıdaki tedbirlerin alınması istenmiştir:
1- Tahliye edilmiş olan bölgeye hiçbir şüpheli ve meçhul şahsın sokulmaması.
2- Eğer Ermenilerden ucuz mal almış olan varsa, satışın feshedilmesi ve asli kıymetinin takdir olunarak gayr-ı meşru bir menfaat teminine meydan verilmemesi.
3- Ermenilerin istedikleri eşyayı götürmelerine müsaade edilmesi.
4- Götüremeyecekleri eşyadan durmakla bozulabilecek olanlarının zaruri olarak satılması, bozulmayacak olanların sahipleri n***** muhafaza edilmesi.
5- Taşınmaz malların icar, ferağ ve rehin gibi muamelelerinin sahipleriyle olan alakalarının bozulmaması ve hicretin başlangıcından itibaren bu hükme aykırı uygulamalar yapılmışsa feshedilmesi.
6- Bu mülkler hakkında muvazaalı durumlara meydan verilmemesi.
7- Sevk edileceklerin mallarını, yabancılar dışında kalanlara satmalarına izin verilmesi.

27 Haziran 1331 tarihinde Dahiliye Nezareti tarafından Trabzon Vilayetine gönderilen bir emirde de Ermenilerden kalan malların ne şekilde tasarruf edileceği gösterilmektedir.[68]

Tehcirin Durdurulması ve Geri Dönen Ermeniler

Kış dolayısıyla 17 M. 1334 (25 Kasım 1915) tarihinden itibaren vilayetlere gönderilen bir emirle sevkiyatın geçici olarak durdurulduğu bildirilmiş, daha sonra da , Dahiliye Nezareti tarafından, Ermeni tehcirine son verildiği, bundan böyle hiçbir sebeple sevkiyatın yapılmaması emredilmiştir:
“Hüdavendigar, Ankara, Haleb, Adana Vilayetleriyle, Maraş, Karahisar-ı Sahib, Eskişehir, Kütahya, İzmit, Niğde Mutasarrıflıklarına;
Mahal-i muayyeneye gönderilmek üzere vilayât ve saireden gelmiş ve yola çıkarılmış olanlar müstesna olmak üzere yeniden Ermeni sevkiyatında bulunulmaması. Fi 14 Teşrin-i Evvel sene (1)331. Nazır Talat.”[69]

Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra tehcir edilen Ermenilerin, istedikleri taktirde geri dönmelerine müsaade edilmiştir. Gerek Emval-i Metruke Komisyonunca korunan ve gerekse satılan taşınmazlarını geri alabilmelerine imkan sağlanmıştır. Dönemin Osmanlı Hükümeti tarafından hazırlanan 18 Kânûn-ı evvel 1334/31 Aralık 1918 tarihli dönüş kararnamesine aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır:
l - Sadece geri dönmek arzusunda bulunanlar sevk edilecek, bunun haricinde kimseye dokunulmayacak.
2- Yerlerine iade edileceklerin, yollarda perişan olmamaları ve dönüş mahallerinde mesken ve iaşe sıkıntısı çekmelerinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınacak; gidecekleri bölgelerin idarecileriyle irtibat sağlanıp bu konudaki tedbirler sağlandıktan sonra sevkıyat ve geri dönüş işlemlerine başlanacaktır.
3- Bu şartlar dahilinde dönecek olanlara ev ve arazileri teslim edilecektir.
4- Yerlerine daha önce muhacir yerleştirilmiş olanların evleri tahliye edilecek.
5- Açıkta kimse kalmaması için geçici olarak birkaç aile bir arada yerleştirilebilecek.
6- Kilise ve mektep gibi binalarla bunlara gelir getiren yerler, ait olduğu cemaate geri verilecek.
7- Yetim çocuklar, istenildiği takdirde hüviyetleri dikkatlice tespit edilerek velilerine veya cemaatlerine iade olunacak.
8- İhtida etmiş olanlar arzu ederlerse eski dinlerine dönebilecekler.
9- Mühtedî Ermeni kadınlardan, bir Müslüman’la evli bulunanlar eski dinlerine dönme konusunda serbest bırakılacaklar. Eski dinlerine döndükleri takdirde kocasıyla aralarındaki nikâh bağı kendiliğinden bozulmuş olacaktır. Eski dinine dönmek istemeyen ve kocasından ayrılmaya razı olmayanlara ait meseleler ise mahkemelerce halledilecektir.
10- Ermeni mallarından, henüz kimsenin tasarrufunda bulunmayanlar, kendilerine teslim edilecek; hazineye intikal edenlerin iadesi de, mal memurlarının muvafakati ile karara bağlanacak. Bu konuda ayrıca açıklayıcı zabıtnameler hazırlanacak.
11- Muhacirlere satılan mülklerin sahipleri döndükçe, peyderpey bunlara teslim edilecek. Bu konuda 4. madde aynen tatbik edilecek.
12- Muhacirler, ellerinde bulunan ve eski sahiplerine iade edilecek olan ev ve dükkânlarda tamirat ve ilâveler yapmışlarsa ve arazi ve zeytinliklerde ekim yapmışlarsa, her iki tarafın da hukuku gözetilecek.
13- Ermenilerden muhtaç olanların dönüşlerinde sevk ve iaşe masrafları, harbiye tahsisatından karşılanacak.
14- Şimdiye kadar ne miktar sevkıyat yapıldığının ve bundan sonra her ayın on beşinci ve son günlerinde nerelere ne kadar sevkıyat olduğu bildirilecek.
15- Osmanlı sınırları dışına çıkıp da geri dönmek isteyen Ermenilerin, yeni bir emre kadar kabul edilmeyecek.

Bu kararname ile ne kadar Ermeni’nin geri döndüğünü tahsisat belgelerinden tespit etmek mümkün olmaktadır. Eylül ayındaki tahsisat belgelerine göre 210-220.000 Ermeni yurtlarına dönmüştür. 1921 yılı başında Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve Ermenilerin Türkiye’de yaşadığı yerleri gösteren bir tabloya göre dönenlerle beraber Ermeni nüfusu 644.900 olarak verilmiştir. [70]

TEHCİRİN HUKUK TARİHİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Tehcir Kararının Gerekçesi

1915 Ermeni tehciri kararı, seferberlik hali, cephe gerisinin güvenliği ve çıkan isyanlar gerekçe gösterilerek alınmıştır. Başkumandan Vekili Enver Paşa’nın 2 Mayıs 1915 tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya gönderdiği tehcir kararını ihtiva eden emirde isyanlar sebep olarak gösterilmektedir:

“Van Gölü etrafında ve Van Valiliğince bilinen yerlerdeki Ermeniler, isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır haldedirler. Toplu halde bulunan Ermenilerin buralardan çıkarılarak isyan yuvalarının dağıtılması düşüncesindeyim.”[71]

Talat Paşa’nın tehcirin sorumluluğunu daha fazla tek başına taşıyamaması üzerine 17 Mayıs 1915 tarihinde Meclis-i Vükela’nın tehcirle ilgili olarak vermiş olduğu karar da, Ermenilerin isyanları gerekçesiyle verilmiş bulunmaktadır:

“Menatık-ı harbiyyeye civar mahallerde sakin Ermenilerden bir kısmının hudud-ı Osmaniyye’yi a’da-yı devlete karşu muhafaza ile meşgul olan Ordu-yı Hümayun’un harekâtını tas’ib ve erzak ve mühimmât-ı askeriye nakliyâtını işkal ve düşman ile tevhid-i âmâl ve ef’al ve bilhassa sufuf-i âdâya iltihak ve memleket dahilinde kuva-yı askeriyeye ve ahali-i ma’sumeye müsellahan taarruz ve şuhur ve kasabât-ı Osmaniyye’ye tasallut ve katl ve nehb ü gârete ve düşman kuva-yı bahriyesine erzak tedarikiyle mevaki-i müstahkemeyi ira’eye cür’etleri bu gibi anasır-ı ihtilaliyyenin saha-i harekâttan uzaklaştırılmasını ve usâta üssü’l-harekât ve melce olan köylerin tahliyesini icab ederek bu babda … tayin ve tahsis edilen mahallere nakl ve iskanına mübaşeret ve devam edilmekde bulunduğu…
Filhakika devletin muhafaza-i mevcudiyet ve emniyeti uğrunda tevali eden icraat ve ıslahat-ı fedakârîsi üzerine icra-i su-i te’sire sebep olan bu kabil harekat-ı muzırranın icraat-ı müessire ile imha ve izalesi kat’iyyen muktezi ve nezaret-i müşarun ileyhâca bu emrde ibtidar olunan icraatdaki isabet bedihi olduğundan tezkire-i mezkurede dermiyan kılındığı üzere muharreru’l-esami kurâ ve kasabâtda sakin Ermenilerden nakli icap edenlerin mahall-i mürettebe-i iskaniyyelerine müreffehen sevk ve isalleriyle…17 Mayıs 1331.”[72]


2. Devlete İsyan Suçu

Tanımı

Kaynaklarda bağy olarak geçen isyan suçu, siyasî suçlardandır. Bir veya birden fazla kişinin, mevcut devlet düzenine haksız olarak baş kaldırmaları ve devletin emirlerine itaat etmemeleri, isyan suçunu oluşturmaktadır.[73]

Cezası
. Bağy suçunun cezası, isyanın aşamalarına göre farklılık göstermektedir. Silahlanıp fiili olarak isyan eden ve devlet güçleriyle savaşanların cezası ölümdür.[74] Osmanlı uygulamasında isyan edip, devlet görevlileriyle çarpışanların cezası ölüm olmuştur. İsyan edip, askerlerle savaşma durumunda olan İç-İl Yörükleri hakkında verilen aşağıdaki fetva, bu konudaki çok sayıda örnekten birisidir:

“Yörükân taifesinden bir taife kat’-ı tarik idüp müslimînin ırz ve mallarına taarruz ve ekinlerini itlaf ve makule zulm ü fesad âdet-i müstemirreleri olup sa’y-ı bi’l-fesad olmalarıyla taife-i mezbureyi ahz ve şerlerini def’ ve Kıbrıs ceziresine iskana me’mur olan Zeyd-i vali, taife-i mezbureyi ahz ve Kıbrıs ceziresine iskan murad itdikde mezburlar şer’-i şerife ve emr-i sultanîye itaat etmeyüp muharebe sadedinde olsalar emri veliyyü’l-emr ile taife-i mezbure ile mukatele idüp şerlerini def’ içün katletmek caiz olur mu?
El-Cevap: Olur. Allahu a’lem. Ketebehü’l-hakir Abdullah ufiye anh.”[75]

1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu’nun 55, 56 ve 57. maddelerinde isyan suçunun cezası idam olarak düzenlenmiştir.[76]

Sürgün

Fiilî olarak isyan etmemekle birlikte, isyancılara yardım ve yataklık edenler ile kılavuzluk yapanlar ya da isyan etmesi kuvvetle muhtemel olanlar gibi kimseler hakkında sürgün cezası verilmektedir. Osmanlı iskan politikası içerisinde, iç karışıklılar sebebiyle gerçekleştirilen sürgünler, bu cezanın uygulandığı olayları teşkil etmektedir. Bu çeşit sürgün cezasının Zigetvar’daki gayrımüslimlere verildiğine ilişkin bir hüküm 25 Şevval 966 tarihinde Divan-ı Hümayun’dan Pojega beyi ve kadısına gönderilmiştir:

“Mektub ve suret-i sicil gönderüp, liva-i mezbureye tâbi olan kurâ reayasından bazı zımmîler ve mürtedler, Sigetvar kalasına varup hayduk olup, küffar hayduklarına kulaguz olup her gâh hayduk taifesiyle Memalik-i Mahruse’nün mazarratına huruc itdüklerine evlerine gelüp avretlerine ve oğlanlarına ve akribalarına bulaşup azıklanup reaya vü berayaya ve erbab-ı sebile avretler ve oğlanları söziyle mazarrat irişdürüp itdükleri fesad cümle anlarun söziyle olup mucib-i ibret içün esir ve siyaset olunmayanlar, fitne vü fesad ziyade olmak mukarrerdür diyü âyân-ı vilayet şekva itdüklerin bildürmişsin. İmdi, anun gibi ol vecihle fitne vü fesad idenlerün ol yirden alakaların kat’ olunması(n) emr idüp buyurdum ki:
. Varıcak, emrüm üzre mezburlarun ol yirden alakaların kat’ idüb Hersek veyahud vilayetlerine sürgün itdürüp ve ne mikdar hane olup ne kadar kimesne sürgün itdür(dü)günüz ve ne mahalle gönderdüğünüz defter idüp yazup bildüresin. Bu babda tamam hakk üzre olup kendü hallerinde olanlara dahl olmakdan ve ehl-i fesad himayet olmakdan hazer idesin.”[77]

İç karışıklık sebebiyle sürgün cezası gayrimüslimlerin yanında Müslümanlara da verilmiştir. Bunlardan birisinde, Bozok sancağına iskanları emredilen Mamalu Türkmenlerinin, iskan kararına karşı gelmeleri halinde, Rakka’ya sürülmeleri için ferman gönderilmektedir. Kasım 1701 tarihli fermanın metni şöyledir:

“Bozok sancağında iskan ferman olunan Mamalu Türkmeni torunları dahi sâdır olan emr-i şerif-i vacibü’l-imtisal üzre konup-göçmekten feragat ve mal-i maktu’undan hisselerine düşeni ve öşr ü rüsumlarını eda eylemek şartıyla raiyeti kabul edip sakin ve çiftci olmakdan ictinab edüp, inad u muhalefet ederler ise Rakka’da iskan etdirilmek üzere her ne mikdar torun var ise kaldırılıp Kadı-zade Hüseyin Paşa’ya teslim edesüz, deyü vezir-i müşarunileyh ve Kapıcıbaşı-i mümaileyhe emr-i şerif verildi”.[78]

Yukarıdaki örnekte yerleşik hayata geçip vergi vergi vermekten kaçınan Türkmenlerin, Rakka’ya sürülmesi emredilmektedir. Aşağıdaki örnekte ise, hamamdan kadınları kaldırıp kaçırmak üzere iken yakalanan eşkıyalar hakkında, Kıbrıs’a sürülmeleri cezası verilmektedir.

. “Anadolu beylerbeğisine ve Uşak kadısına hüküm ki…Akkeçili yürüğünden … elli ve altmış nefer mikdarı kimesne Sar nahiyesinde tablü zurnayla tamam üzerine gelüb içinde hatunlar var iken hamam kapusına asılan peştemalı kaldırub avretleri cebren kaldırub girmek üzere iken …İmdi mezburları ehlü iyallerile Kıbrıs’a sürgün eylemek emir idüb buyurdum ki vusul buldukda te’hir eylemeyüb zikrolunan ehli fesadın kimler ise ol yerlerden alakaların kat’ idüb yarar çavuşlar ile Silifke iskelesine gönderüb Kıbrıs’a geçirüb sürgün eyleyesin ve teslim eyledüklerine temessük getürdüp südde-i saadetime gönderesin… fi 26 Safer 980.”[79]

. 1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu’nun 58. maddesinde de fiil aşamasına gelmemiş isyanın cezası sürgü şeklinde düzenlenmiştir:

. “55. ve 56. maddelerde beyan olunan fesadlardan birini icra kasdıyla bazı eşhas beyninde bir ittifak-ı hafi teşkil olunup da, ol ittifakda tasmim olunan fesadın icrası söyleşilip karargir olduktan başka esbab-ı icraiyesini tehyie zımnında bazı efal ve tedabire dahi teşebbüs olunmuş olup da, madde-i fesad henüz fiilen icra derecesine gelmemiş ise, ol ittifakda bulunan kimseler nefy-i ebed cezasıyla mücazat olunur.”

1915 Ermeni Tehcirinin Değerlendirilmesi

Tehcir kararı, birinci bölümde anlatılan, bir iskan metodu olarak kullanılan sürgün uygulamalarının kapsamlı bir örneğidir. Osmanlı Devleti, tarihi boyunca sürgünleri çeşitli amaçlarla kullanmış olup, bunlardan bir tanesi de bulunduğu bölgede karışıklık ve isyan çıkaran kitlelerin başka yere göç ettirilmesiyle, huzurun sağlanmasıdır. Bu amaçla yapılan çok sayıda sürgünler hakkında yukarıda bilgi verildiği için, daha fazla üzerinde durulmayacaktır. 1915 Ermeni tehciri de, iç karışıklık ve isyan sebebiyle alınmış bir sürgün kararıdır.

. Tehcir kararı, idarî bir tasarruf olarak, seferberlik zamanında, olağanüstü şartlar altında, güvenlik gerekçesiyle alınmış askerî bir tedbirdir. Sıkıyönetim, olağanüstü hal, seferberlik ve savaş dönemlerinde yapılan faaliyetler, normal zamanlardakinden farklılık gösterir. Hukuk sistemleri, olağanüstü dönemlere ait kanun ve kurallar düzenlemişlerdir. Tehcir ve iskan uygulamalarını, Osmanlı hukukunun olağanüstü dönemlerde uyguladığı hukukî tedbir niteliğindeki kurallar olarak değerlendirmek mümkündür. 1915 Ermeni tehciri ile ilgili olarak çıkarılan tehcir kanun-ı muvakkatının ismi de bunu ifade etmektedir: “Vakt-i seferde icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-ı muvakkat”.

Ceza hukuku açısından bakıldığında tehcir, devlete isyan suçunun cezalarından bir tanesini oluşturmaktadır. Fiili olarak isyana kalkışmış, Rus ordusuna katılarak Osmanlı ordusuyla savaşmış, cephe gerisinde casusluk yapmış, sivil vatandaşları katletmiş, yerleşim birimlerini yakmış Ermenilere verilmesi gereken ceza ölümdür. Ancak fiili olarak isyan etmemekle birlikte, isyancılara ve düşmanlara yardımcı olan, kılavuzluk yapan, içlerinde saklayan, savaş şartlarında cephe gerisindeki emniyeti tehdit eden ve karışıklık çıkaran Ermeniler için sürgün kararı alınmıştır. Sürgün kararı, isyan suçunun ilk aşamalarında tedbir olarak uygulanan bir cezadır.

Tehcirin anlatıldığı ikinci bölümde arşiv belgelerine dayanarak anlatıldığı gibi, tehcir kararının alındığı dönemde, Doğu Anadolu bölgesinde Ermeniler tarafından başlatılmış bir isyan söz konusudur. Burada kısaca özetleyecek olursak;
a. Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Ermeni çeteleri, Anadolu ve İstanbul’da çeşitli yerlere silah ve askeri mühimmat depolamışlar, savaşın başlaması ile birlikte bu silahları çıkararak fiilen isyanı başlatmışladır.
b. Osmanlı ordusunun savaş halinde olduğu devletlerle işbirliği yapmışlar, onlara ülke içerisindeki stratejik ve askeri hedefleri göstermişler, hatta düşman ordularına asker yazılarak Osmanlı Ordusuna karşı savaşmışlardır.
c. Van, Erzurum, Maraş gibi bölgelerde Müslümanları toplu olarak katliama maruz bırakmışlardır. Bu katliamlardan birisinin yapıldığı Van’da hiçbir Müslüman bırakılmamış ve bütün şehir yakılarak yerle bir edilmiştir. Askerler Ruslarla savaşmakta olduğu için cephe gerisindeki sivilleri Ermeni çetelerine karşı korumak zorlaşmıştır.
d. Bazı Ermeniler, Ermeni çete üyelerine yardım ve yataklık etmekte olduklarından, bulundukları şehirden göç ettirilmişlerdir. Mesela, Geyve’de yaşayan bir kısım Ermeniler bu gerekçe ile tehcire tabi tutulmuşlardır.[80]

Sonuç olarak 1800’lü yıllara kadar millet-i sadıka olarak kabul edilen Ermeniler, milliyetçilik akımlarının kuvvetlenmesi ve yabancı ülkelerin müdahaleleri ile isyana ve ülkede karışıklık çıkarmaya başlamışlardır. Bunun için çeteler oluşturmuşlar ve sivil halka karşı katliama girişmişlerdir. Bunların dışında kurdukları ihtilal komiteleri ile ülkede karışıklık çıkararak Rusya, İngiltere, Fransa gibi yabancı devletlerinin müdahalesine yol açma ve böylece bağımsız Ermenistan’ı kurma amacı gütmüşlerdir. Ancak Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde çoğunluğu teşkil etmemeleri, diğer milletlerin onlara tepki göstermesine yol açmış ve tehcir sırasında üzücü olaylar yaşanmasına sebep olmuştur.

. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında Ruslarla işbirliği yapan, Rus ordusuna asker olarak yazılan, Osmanlı ordusunu cephe gerisinden vuran ve sivil, savunmasız insanlara katliam düzenleyen Ermeniler, kendilerinin zorunlu olarak başka bölgelere göç ettirilmelerine sebep olmuşlardır. Bu açıdan tehcir kararı, seferberlik sırasında alınmış askerî bir tedbirdir.

. Tehcir sırasında, her ne kadar gerekli tedbirler alınmaya çalışıldıysa da göç eden nüfusun kalabalılığı, savaş ortamı, Ermeni çetelerinin daha önce yaptıkları katliamlara yöre halkının kızgınlığı gibi sebeplerle üzücü olaylar yaşanmış, öldürülen, kaçırılan Ermeniler olmuştur. Bunun dışında bir kısım bulaşıcı hastalıklardan ölen çok sayıda Ermeni olmuştur.

. Osmanlı hükümeti, Ermenilerin göç esnasında ihtiyaçlarının ve güvenliklerinin karşılanması, gittikleri yerde yerleşmeleri için gerekli tedbirlerinin alınması ve bıraktıkları mallarının açık artırma ile satılarak kendilerine verilmesi gibi görevleri yerine getirmiştir. Bir müddet sonra da isteyen Ermenilerin geri dönebilmesine imkan tanıyan düzenlemeler yapılmış ve önemli sayıda Ermeni geri dönmüştür.

. Görüldüğü gibi, yapılan sistemli bir şekilde ve devlet güçleri kullanılarak gerçekleştirilen bir katliam, soykırım değildir. Başka devletlerin de zaman zaman yapmış oldukları bir zorunlu göç, yani tehcirdir