Türkler ve Ermeniler arasındaki ilişkiler uzun tarihî sürece sahiptir. Bu sürecin
uzun döneminde, ilişkilere barış hâkim olmuştur. Neticede Ermeniler günlük hayatlarında
Türkçekonuşur, dinî ayinlerini Türkçe yapar hâle gelmiştir. Fakat ilişkiler XIX. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren dış güçlerin tahrik ve teşvikleriyle düşmanlığa dönüşmüş, Anadolu’da 40’a
yakın Ermeni isyanı çıkmıştır. Çalışmada, Amerikalı misyonerlerin isyanların çıkması ve
gelişmesindeki etkileri üzerinde durulacaktır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin Ankara’ya gayriresmî olarak yolladığı
temsilci Robert Imbrie, Ankara’dan hükûmetine gönderdiği 11 Temmuz 1922
tarihli bir raporda; “Kuşku yok ki Türk hükûmeti, Türk halkı ile Amerika
Birleşik Devletleri ve Amerikalılar arasında daha dostça bir duygu
yaratılamamış olmasının başlıca ve en büyük nedeni, Amerikan misyonerleri
olmuştur ve olmaktadır. Misyonerlere karşı oluşlarının nedeni dinsel değildir,
siyasaldır. Türk halkı, misyonerlerin sadece dinsel alanda çalışmadıklarını,
siyasal eylemlere giriştiklerini sezmektedir. Bunda da pek haksız değildir.”
ifadeleriyle Amerikan Board misyonerlerinin Osmanlı Devleti aleyhine
cereyan eden siyasi olayların içinde yer aldığını bizzat bir Amerikan
vatandaşı ve Amerikan hükûmet görevlisi olarak açıklamaktan
çekinmemiştir.

Amerikan Board misyonerlerinin, bu raporda ifade edilen türden
faaliyetlerinin en bariz şekilde gözlendiği olayların başında Ermeni isyanları
gelmektedir. Gerek Başbakanlık Osmanlı Arşivi gerekse ATASE Arşivinden
elde edilen belgeler ve misyonerlerin hatıralarından bu gerçekleri takip
etmek mümkündür.
XIX. yüzyıl içerisinde Osmanlı Devleti, hâkimiyeti altında yaşayan
azınlıkların bağımsızlık yolunda giriştikleri isyan hareketleriyle karşı karşıya
kalmıştır. Bu azınlıklardan bir tanesi de Ermenilerdir. Uzun yıllar birlikte
yaşadıkları insanlara ve vatandaşı oldukları ülkelerine ihanet eden
Ermeniler, dış güçlerle iş birliği yaparak siyasi bir hareketlilik içine
girmişlerdir. Türkler ile Ermenilerin yıllardır barış içinde yaşadıkları süreci
sona erdirecek olan bu hareketlilik neticesinde Ermeni meselesi ortaya
çıkmış ve uzun süre hem Osmanlı Devleti’nin hem de batılı ülkelerin siyasi
gündemine oturmuştur. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önemli dış
siyaset gündemini oluşturan Ermeni meselesi, ilk olarak 1877 - 1878
Osmanlı - Rus Savaşı sonunda imzalanan Yeşilköy (Ayastefanos) ve Berlin
Antlaşmaları ile uluslararası arenada siyasi bir boyut kazanmaya başlamış
ve bu tarihten itibaren de Osmanlı Devleti’nin diğer ülkelerle girdiği ikili
ilişkilerde göz ardı edilemeyecek bir öneme sahip olmuştur.

Türk - Ermeni ilişkilerinin iki halkı da derinden etkileyecek şekilde
gerginleşmesi ve Ermeni meselesi olarak tarihte yerini almasının birçok
sebebi vardır. En önemli sebep batılı devletlerin Osmanlı topraklarında
emperyalist amaçlarını gerçekleştirme yolunda girdikleri siyasi çalışmalardır.

Avrupa devletlerine göre, XIX. yüzyılın son dönem siyasetinde Osmanlı Devleti, ölümü kaçınılmaz olan hasta adam olarak değerlendirilmektedir.
Hasta öldüğünde geride bıraktıklarından en büyük payı kapma düşüncesi,
onları büyük bir yarış içerisine sokmuştur. Bu yarışta Amerika Birleşik
Devletleri de American Board of Commissioners for Foreign Missions
örgütünün Anadolu’da Ermeniler arasında yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri
ile yerini almıştır. Aslında, bu örgütün çalışmaları bir kenara bırakılırsa,
Osmanlı Devleti ile girdiği ikili ilişkilerde, Avrupa devletleri ile
kıyaslandığında, Amerika Birleşik Devletleri fazla aktif olmamıştır. Bu örgüt
vasıtasıyla Amerikan vatandaşlarının yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri
Amerikan diplomasisini Ermeni meselesinde ve Ermeni isyanlarında aktif
hâle getirmiş ve dünyanın bu bölgesinde ülke çıkarları yine bu örgüt
vasıtasıyla geliştirilmiş ve korunmuştur.

Ermeni isyanları XIX. yüzyılın son çeyreğinde başlamıştır. Ancak
isyanların hazırlık dönemi, çok daha geriye gitmektedir. Ermeni isyanlarının
gelişmesi ve en yoğun olarak yaşandığı dönemlerde olduğu gibi, hazırlık
döneminde de etkili olan faktörlerin en önemlilerinden biri, Amerikan Board
misyonerlerinin çalışmaları olmuştur. Misyonerler, Ermeniler ile temasa
geçtikten sonra isyanların hazırlanmasında ve faal hâle getirilmesinin her
kademesinde çok etkili bir rol üstlenmişlerdir.
Board misyonerlerinin Ermeniler ile ilk temasları, Osmanlı topraklarına
ilk ayak bastıkları 1820’li yıllar içerisinde gerçekleşmiştir. Osmanlı ülkesinde
faaliyette bulunacak Board misyonerlerine Ermenice dersler vermek için
tutulan iki Ermeni din adamı Diyonisos Karabet ve Kirkor Vartabet
Protestanlaştırılmışlar ve bu iki din adamı 1828 yılı Mayıs ayında Amerikalı
misyonerler ile birlikte Malta’ya göç etmişlerdir. Bu şekilde başlayan ilk
temas sonrasında gelişen ilişkiler, Ermeni isyanlarının her safhasına
damgasını vurmuştur.

Amerikan Board misyonerleri ilk olarak Ermeniler arasında ayrı bir
millet oldukları bilincini yayma çalışmalarına başlamışlardır. Bu çalışmaları
Ermeni halkını isyana teşvik etme girişimleri takip etmiştir. İsyanlar sırasında
ise Board misyonerleri hem bizzat isyanlarda görev alarak hem de
isyancılarla iş birliği içine girip onları destekleyerek çalışmalarını
sürdürmüşlerdir. Bunlara ilave olarak isyanların en ateşli dönemlerinde de
ülkelerinin ve batılı devletlerin Osmanlı ülkesindeki gözü kulağı olmuşlardır.

Misyonerler, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti’ne karşı isyana
hazırlamanın ilk aşamasında onlara dinî, sosyal ve kültürel alanlarda yeni bir
hayat görüşü kazandırmak için eğitim çalışmalarına büyük önem
vermişlerdir. Eğitim, Osmanlı Devleti’nin hizmet vermede yetersiz kaldığı
alanların başında gelmektedir. Bu yüzden Board misyonerleri adına
Ermeniler arasında en büyük başarı eğitim alanında yürütülen faaliyetlerle
sağlanmıştır.

Misyonerler tarafından yapılan incelemeler sonucunda XIX. yüzyılın ilk
başlarında Osmanlı tebaasının bilgiye ve eğitime aç olduğu görülmüştür. Bu
nedenle Amerikan Board, 1830’lardan sonra Osmanlı topraklarında bir eğitim
ve okullaşma seferberliği başlatmıştır. Bu faaliyetlerde Ermenilere ayrı bir
önem verilmiştir. 8 Mayıs 1837’de birer Amerikan misyoneri olan Goodell,
Schauffler ve Dwight’ın ortak mektuplarındaki; “Tüm Ermeni ulusu eğitimin
önemine yönelik fevkalade bir uyanış içindeler. Şimdi Üsküdar’da bir büyük
kolej ya da üniversite kuruyorlar. Ancak binaları, paraları olmasına rağmen
adamları yok. Bütün bu girişime biçim ve hayat verebilmek için Ohannes’e
bağlı olacaklar, o da bize. Öğretmenlerinin öğretilmesi, eğitmenlerinin
eğitilmesi gerekecek…” ifadelerini içeren satırlar, bu çalışmalarda
Ermenilere verilecek ağırlığın derecesini ortaya koymaktadır. Bu
açıklamalardan yola çıkan Amerikan Board, Anadolu’da yürütecekleri eğitim
çalışmalarının merkezine Ermenileri oturtmuştur. Mekatib-i Gayr-i Müslime
ve Ecnebiyye Müfettişliği idaresince Osmanlı topraklarında Amerikan Board misyonerlerinin açtıkları okullar hakkında bilgi vermek için 27 Mart 1902 (27
Zilhicce 1320) tarihinde hazırlanan bir defterde, Anadolu’da yer alan okullar
hakkında bilgi veren bölümde; şakirdanın tâbiiyeti ve mezhebiyyesi kısmında
Devlet-i Aliyye ve Ermeni - Protestan ibaresinin bulunması bunun açık bir
göstergesidir.

Misyonerlerin eğitim noktasındaki bu istek ve çabalarına Ermeniler de
kayıtsız kalmamışlar ve bu girişimlerden yararlanmak için onlarla iş birliğine
girerek Anadolu’da kendilerine hizmet etmeye gelen bu insanların en büyük
yardımcıları olmuşlardır. Bu manada yardımlaşmanın en çarpıcı örneği
Antep’te sergilenmiştir. Misyoner Dr. Azariah Smith burada başlattığı
çalışmaları sırasında yörenin zengin Ermeni aileleri Nizipliyan ve
Kürkçüyanlar’dan büyük destek görmüştür. Bu iki Ermeni ailesi Amerikan
Board misyonerlerinin desteğiyle şehirde birer orta dereceli okul dahi
açmışlardır. Bunlar; Kayacık Kilisesi yanında Kürkçüyan ailesinin açtığı
Kürkçüyan Vartaran Okulu ve Hayık Kilisesi yanında Nizipliyan ailesinin
açtığı okullardır.
Hatta Ermeniler, ilerleyen yıllarda misyonerlerin kendilerine eğitim
sahasında sundukları hizmeti kapmak için birbirleriyle mücadele içine dahi
girmişlerdir. Merkezî Türkiye Kolejinin açılması sırasında kolejin kendi
şehirlerinde açılmasını isteyen Maraş, Besni ve Antep’in gayrimüslim halkı
arasında büyük bir çekişme başlamıştır. Maraş ve Besnililer kolejin kendi
şehirlerinde açılmasını sağlamak için misyonerlere 1600 altın lira vermeyi
teklif ederken, Antepliler okulun arsasını, kerestesini ve bir kısım işçi ücretini
karşılayacaklarını vaat etmişlerdir. Mücadeleden coğrafî konumu sebebiyle
Antep galip çıkmış ve misyonerlerce okulun burada açılmasına karar
verilmiştir.

Amerikan Board misyonerlerinin yürüttükleri eğitim faaliyetlerine
Ermenilerin bu kadar ilgi göstermeleri sebepsiz değildir. Ermeniler için bu
okullar, Batı’nın bir parçası olma ve batılılaşmanın bütün nimetlerinden
-özellikle de bağımsız bir devlet olma noktasında- yararlanmak için bir fırsat
ve bir yol anl***** gelmektedir. Okullar, Board misyonerleri için de faaliyet
ve etki sahalarını genişleterek daha geniş bir kitleye hitap etme anlamını
taşımıştır.

Her iki tarafın da amacına doğrudan hizmet edebilmesi için Amerikan
Board okullarında üzerinde önemle durulan derslerin başında Ermenice ve
dinî dersler gelmiştir. Osmanlı idaresi altında herhangi bir ayrıma maruz
kalmadan Türk halkı ile her yönden kaynaşmış Ermeni azınlıklar, Türkçe’yi
günlük dilleri hâline getirmişlerdir. Bu alandaki kaynaşmanın en güzel
göstergesi, Amerikan Board misyonerlerinin Ermeniler -hatta Rumlar arasındaki
dinî ayinlerinde cemaatinin çoğunluğunun Türkçeden başka dil
bilmiyor olmasından dolayı vaazların Türkçe yapılmasıdır. Bu gerçeğe
rağmen Board okullarında Ermenicenin canlandırılmasına yönelik 1850’li
yılların ortasından itibaren başlatılan çalışmalar, XIX. yüzyılın sonlarında
başarıya ulaşmış ve Ermeniler ile Türkler arasındaki iletişime büyük bir
darbe indirilmiştir.

Ermenice yanında dinî derslere de büyük önem verilmiştir.
Misyonerlerin, açtıkları okullarda Hristiyanlığın ve Ermenilerin üstünlüğünü
aşılamak yolunda verdikleri çabalar, en büyük etkiyi Osmanlı toprakları
üzerinde yaşayan Protestan ve Katolik Ermeniler arasındaki kin ve
husumetin ortadan kalkması yönünde göstermiştir. Van’da Ermeni Katolikleri
ile Protestanları arasında yıllardır açıktan açığa kin ve düşmanlığın varlığı
bilinmesine rağmen, Amerikan misyonerlerinin bölgedeki çalışmaları
neticesinde bunlar tamamen ortadan kalkmış, Ermeni Katolikleri Amerikalı
misyonerlerin mezhebî vaaz ve ayinlerine katılmaya başlamışlardır. Bu iki
mezhebe mensup topluluk, bundan sonra artık birbirleriyle olan kavgalarını unutmuşlar ve Amerikan misyonerlerinin çalışmaları neticesinde yıllardır
barış içinde yaşadıkları Türkleri kendilerine mücadele verecekleri yeni bir
düşman olarak görmeye başlamışlardır.
Ermenice ve dinî derslerin yanında tarih ve coğrafyaya da önem
verilmiştir. Board misyonerleri tarafından açılan ve beş Ermeni’nin de görev
yaptığı Maraş’taki orta dereceli Yüksek Erkek Akademisinde Ermenice ve
İncil derslerinin yanında, Ermeni tarihi, genel tarih, coğrafya derslerinin de
okutulması bunun bir göstergesidir. Amaç, Ermeni gençlerinin unutulan
tarihlerini, beyinlerinde tekrar canlandırarak, bağımsız bir devlet kuracakları
bir coğrafya yaratmak ve etnik duygularını kuvvetlendirmek olmuştur. 1895 -
1896 Van isyanlarını bastırmakla görevli Saadettin Paşa’nın şu sözleri bu
derslere verilen önemin sebebini açık bir şekilde göstermektedir: “Van’da 14
Ermeni mektebi vardır. Birisi Amerikan Protestanlarının, diğerleri
Ermenilerindir…fen-edebiyat derslerinden çok Ermenilik şuurunu
kuvvetlendirecek Ermeni tarihi, edebiyatı, coğrafyası okutulmaktadır.
Talebenin okuma hevesini artırmak için bir yüzüne eski Ermeni krallarından
birisinin resmini hakketmişler ve diğer yüzüne iyi çalışanlara bir imtiyaz
alameti yapmışlardır… Diğer yerlerde bulunan mekteplerde bu mekteplerin
aynı programlarını uyguladıklarından tahsillerin gayesi fesat çıkarmak
içindir.”
Saadettin Paşa’nın dile getirdiği bu gerçekler uygulamada da açık bir
şekilde görülecektir. Eğitim - öğretim alanında, verilen derslerle Ermeni halkı
yararına sağlanan başarılar, ilerleyen yıllarda buralarda ders veren
öğretmenlerin ve eğitim gören öğrencilerin siyasi faaliyetleri ile birleşmiş,
yıllarca hem Türk halkına hem de Ermeni halkına büyük acılar çektirecek
olaylar Osmanlı Devleti’ni iç ve dış siyasetinde içinden çıkılması güç bir
duruma sokmuştur.

Amerikan Board okullarında Ermeni halkının nasıl bir eğitim aldığı,
aldığı bu eğitim sonucunda hangi noktalara geldiği ve Osmanlı Devleti ile
Türklere karşı içinde bulundukları isyankâr durum, Amerikalı Prof. Earle’ün
şu tespiti ile ifadesini bulmaktadır: “Amerikan misyoner okullarında
Ermeniler, dillerini ve tarihsel geleneklerini yeniden üstün tutmayı öğrendiler.

Batı’nın siyasal, toplumsal ve ekonomik ilerleme ideallerini tanıdılar.
Bulundukları duruma karşı daha etkin bir hoşnutsuzluk duymayı ve köylü
komşularına karşı kesin bir üstünlük duygusu beslemeyi elde ettiler.”
1880’lerin sonundan itibaren Ermeni halkının Anadolu’da Osmanlı
Devleti’ne ve Türk halkına karşı büyük bir isyan hareketi başlatması, isyanlar
sırasında da yanlarında Board okullarını ve okullarda ders veren
misyonerleri bulmaları, Prof. Earle’nin bu tespitinin ne derece doğru
olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anadolu’da Ermeni isyanları sırasında
misyonerler ve isyancılar arasındaki yardımlaşmaları gözler önüne seren
birçok örnek yaşanmıştır.
Amerikan Board okullarında bu şekilde eğitim gören Ermeni
öğrencilerin yaptığı ilk faaliyetlerin başında, her fırsatta bulundukları yerlerde
Türkleri ve Osmanlı Devleti’ni halkın gözünde küçük düşürecek, onları
aşağılayacak ve Ermeni halkını isyana teşvik edecek faaliyetler içinde
bulunmaları gelmiştir. Merkezî Türkiye Koleji mezunlarından olan Sopomon
isimli bir Protestan papazı bir silahlı çarpışma esnasında patlamayan bir
sahra mermisini eline geçirerek Urfa’ya gelmiş ve mermiyi Ermeniler
arasında dolaştırarak Türk topu işte böyledir diye alay etmiş, halkı Ruslar
gelinceye kadar sabretmeleri ve çarpışmalarına devam etmeleri yönünde
teşvik etmiştir.

Bu çalışmalar, Board okullarında öğretmen olarak görev yapan
misyonerler ve yerli Ermenilerin, bazen doğrudan isyanlarda yer almaları
bazen de isyancılara yardım etmeleriyle desteklenmiştir. Bitlis’te 1895 - 1896
yılında meydana gelen Ermeni isyanları sırasında Amerikan Board
misyonerleri tarafından açılan okulun büyük bir katkısı olmuştur. Ermeni
kilisesi papaz vekili ve oradaki Amerikan misyoner okulu idarecileri,
Ermenileri isyan için silahlandırmaya başlamışlar ve misyoner okulu, isyan
sırasında asilere verilen talimat merkezi olmuştur. Bu sırada okulun başında
bir Amerikalının oğlu olan, Bitlis’te dünyaya gelen ve bir müddet burada
yaşadıktan sonra Amerika’ya eğitim görmek için giden George Knapp adında
bir Board misyoneri bulunmaktadır. Trabzon’dan Bitlis’e kadar Ermenilerin
çıkardığı olayları araştırmış olan Heyet-i Teftişiyenin 26 Mart 1896 tarihli
layihasında George Knapp’ın verdiği derslerde burada eğitim gören
öğrencilerin kafasına Osmanlı Hükûmeti aleyhinde fikirler sokarak isyana
teşvik ettiği belirtilmiştir.

Protestan Misyoneri George Knapp’ın Ermeni halkını kışkırtmanın
yanı sıra çıkaracakları isyanda teşkilatlandırıcı olduğu da Bitlis Vilayeti Polis
Komiserliğinden alınan 1895 tarih ve şifreli telgrafta açıkça beyan edilmiştir.
George Knapp isyanlardan bir gün evvel, perşembe günü kiliseye gelerek
Ermeni ileri gelenlerini toplamış ve cuma günü Müslümanlar camideyken,
camilerin basılması kararını almışlardır. Cuma günü sabah erkenden Hanek
Horan Kilisesi’nde Misyoner George Knapp ve Ermeni ileri gelenleri
toplanarak son hazırlıklarını tamamlamışlardır. Çalınan üç çan işareti ile
Ermenilerin durumlarından kuşkulanan Müslümanlar camiden hemen
çıkmışlarsa da kapıdaki silahlı Ermenilerle karşılaşmışlardır. Olaylar
sırasında iki yüze yakın Müslüman ve Ermeni ölmüş ve bir o kadar da kişi
yaralanmıştır.

1896 yılında Van’da meydana gelen olaylarda da Ermeni isyancıları
buradaki Amerikan Board misyonerlerinden destek görmüşler ve onlarla iş
birliği içine girmişlerdir. Ermenileri isyana teşvik eden ve onlarla iş birliği içine
giren misyonerlerin başında, uzun yıllar Van’da kalan, Amerikan konsolosları
arasında uyarıları etkili olan ve bölgedeki Ermenilere her türlü yardımın
yapılmasında ön sıralarda yer alan Dr. Grace Kimbell gelmektedir. Van’da
Ermeni ihtilalcilerinin mektuplarını postalamayı üzerine alan, onların gizli
yazışmalarını misyoner zarfına koyup kendi mührü ile mühürledikten sonra
Osmanlı toprakları içinde ve dışındaki Ermeni ihtilalcilerine postalayan,
Van’da açılması düşünülen misyoner okulu için Amerika’ya giderek para
yardımı sağlayan misyoner rahip Dr. C. C. Reynold16 da bu iş birliğinde yer
alan bir başka Amerikan Board misyoneridir.

Ferik Saadettin Paşa, İbrahim Ethem ve Cemal Bey tarafından
sunulan bir takrirde de Van isyanlarında Amerikan Board misyonerlerinin
katkısı açıkça ifade edilmiştir. Yazıda, Amerikan Protestan misyonerlerinin
1895 - 1896 yıllarında Van’da halka üç mahalle fırını yaptırarak ekmek, buna
ilaveten de elbise yardımı yaptıkları, yapılan bu yardımlar bahane edilerek
Van’daki Ermeni nüfusunda büyük bir artış meydana geldiği belirtilmiştir.
Van’daki Ermeni nüfusu artınca Ermenilerin bir hareket hazırlığı içinde
bulunduklarından şüphelenen Osmanlı Devleti, dışarıdan gelen Ermenileri
yerlerine geri yollama gereği duymuş ve ayrıca Amerikan Board
misyonerlerini de, yardımlarını gerçekten ihtiyaç duyulan yerlerde yapmaları
konusunda uyarmıştır.

Amerikan Board misyonerleri, yürüttükleri faaliyetlerde Ermeni asileri
ile iş birliğinde olduklarını saklamaya gerek görmeden bizzat kendi
hatıralarında da açık bir şekilde dile getirmişlerdir. Bunlardan en dikkat çekici
olanı Misyoner George E. White’ın anılarında, Merzifon Anadolu Koleji
öğretmenlerinden Mr. Tracy hakkında anlattığı olaylardır. Merzifon’daki
Anadolu Kolejinde ders veren misyonerlerden Mr. Charles C. Tracy
Amasya’da, üyelerinin hepsi haydut veya ihtilalcilerin giydiği başlıklardan
giyinmiş, iyi silahlar ve bol mermi ile kuşanmış, liderliğini ve sözcülüğünü
Merzifon Anadolu Kolejinden bir Ermeni gencinin yaptığı bir Ermeni grup ile
görüşme yapmıştır. Görüşme esnasında Ermeni grubu, Avrupalıların
verdikleri sözü tutmadıklarını ve yardımlarına gelmediklerini, Türklerin
idaresinden kurtulmak için hayatlarını adadıklarını, gerekirse kan
dökeceklerini açıkça beyan etmekten çekinmemişlerdir. Daha sonraki
günlerde bu beyanlarını sadece sözde bırakmayarak uygulamaya da
geçireceklerdir.

XX. yüzyılın başlarında da Anadolu’daki Ermeni isyanları sırasında iş
birliği içine giren, adları bu olaylar içinde geçen Amerikan Board
misyonerlerinin hedeflerinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Tam aksine
faaliyetlerinin semerelerini görerek daha çok çalışmışlar ve Boston’daki
Amerikan Board merkezinden daha çok yardım talebinde bulunmuşlardır.
Amerikan Board tarafından hazırlanan Missionary Herald adlı dergide
yayımlanan bir yazıda bunu açık bir şekilde görmekteyiz. Bu yazıda
Amerikan Board misyonerlerinin Anadolu’daki karışık durumlardan dolayı
çalışmalarını terk edeceklerini düşünmenin saçma olacağı yönünde görüşler
ortaya konmuştur. Bu görüşler de İzmir’den Amerika’ya dönen Mösyö
Barlet’in Anadolu’da geleceğin misyonerler için ümit vaat ettiği, Karahisar,
Manisa, Burdur, Akhisar ve Ödemiş’ten gelen haberlerin bunu destekler
mahiyette olduğu yönündeki beyanları; Doktor Josef Herik’in, Amerikan
Board misyonerlerinden Ermenilerin eğitim - öğretimi için Anadolu’da okullar
açan Amerika’daki dostları olarak bahseden, onlar için şimdiye kadar böyle
bir fırsat çıkmadığı, başarıya ulaşmak için yardıma muhtaç olduklarını
belirten İstanbul’dan gönderdiği mektubu ile desteklenmektedir.
Boston’dan bu yönde ortaya konan görüşler, Anadolu’daki
misyonerlerce de dikkate alınmış ve eğitim alanındaki çalışmalara devam
etmenin yanında Ermeni halkı arasında Osmanlı Devleti aleyhinde yapılan
telkinata ve Ermeni isyancılarına yardımlara devam edilmiştir. Bu yardımlar
Birinci Dünya Savaşı sırasında da devam etmiştir. Aslında Birinci Dünya
Savaşı’nın başladığı ve Osmanlı Devleti’nin savaşa girdiği ilk günlerde
Osmanlı Devleti ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki olağan ilişkilerin
normal seyrinde devam etmesinden dolayı, Osmanlı topraklarındaki
Amerikan Board misyonerlerinin çalışmaları daha önceden olduğu gibi
devam etmiştir. Savaşın ilk günleri, bütün Avrupa devletlerini olumsuz
etkilerken, misyoner faaliyetleri aleyhine savaş nedeniyle önemli bir gelişme
yaşanmamıştır. Hatta savaşa rağmen bazı yerlerde Amerikan Board
misyonerleri kendi adlarına yeni kurumların temellerini bile atmaktan
çekinmemişlerdir.
Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte ilerleyen
günlerde Osmanlı Devleti’nin, savaşa girmesi sebebiyle, almak zorunda
kaldığı bazı savaş hâli uygulamalarından dolayı Amerikan Board
misyonerlerinin Osmanlı topraklarındaki genel çalışmaları ve eğitim
faaliyetleri oldukça etkilenmiştir.

1914 yılının bahar ayında çıkmasının kuvvetle muhtemel olduğu
savaşa hazırlıksız yakalanmamak için Osmanlı ordusu sefere hazırlanmaya
başlamıştır. Bu hazırlıklar neticesinde misyoner okullarında eğitim gören
öğrencilerden yaşı uygun olanlar askere alınmıştır. Bunlara ilave olarak,
daha önceden Amerikan Board okullarını bitirdikten sonra tıp eğitimini
tamamlamış öğrenciler de askerî doktor olarak askere alınanlar arasında yer
almıştır.
Buna rağmen 1915 yılı Eylül ayı içerisinde Urfa civarındaki Ermeni
isyanları şiddetini artırdığı sırada yaşanan bir olay incelendiğinde Osmanlı
Devleti aleyhine Amerikan misyoner eğitimcileri tarafından yürütülen zararlı
faaliyetlerin hiç bitmediği, hatta şiddetini bile artırdığını görmek mümkündür.
Urfa’da Tellü’l-Kutûr civarındaki Amerikan misyoner yetimhanesi müdürü olan Mösyö Leslee, 1915 yılının henüz başında başlatılan isyan
sırasında Ermeni asilere Amerikan bayrağı vermiş, Ermeni ihtilalcilerin
yetimhanenin demircilik imalathanesinde çok miktarda mermi, silah ve büyük
su borularından top bile yapmalarını sağlamış, Ermenilerle birleşerek
yetimhaneyi karargâh hâline getirmiş; hatta bizzat isyana kumanda ettiği de
saptanmıştır. Ermeni isyancılarının Mr. Leslee’yi aralarına almalarının en
büyük sebebi isyana siyasi bir nitelik vererek Batılı sömürgeci devletlerin
müdahalesini sağlamaktır.
İsyanın bastırılmasından sonra Mr. Leslee bir tercümanla Tellü’l-Kutûr
tepesine gelerek teslim olmuş, iki gün sonra da duyduğu vicdan azabından
olsa gerek, bir mektup bırakarak intihar etmiştir. Mektubunda, intihar etmek
için içtiği zehri Amerikan misyonerlerine ait bir binadan getirdiğini,
kendisinden başka hiç kimsenin olaydan mesul olmadığını, Ermeni ihtilaline
dâhil olmadığını, fakat ihtilalin kendisini de sürüklediğini açık bir şekilde
yazmıştır. Mektuptaki yazının kendisine ait olduğu Urfa Alman Hastanesi
İkinci Müdürü Doktor Yacop Kunzler ve yine aynı Hastane Doktoru Armenak
tarafından tasdik edilmiştir.

Amerikan Board misyonerlerinin Ermeni isyanlarına ve Ermenilere
katkısı sadece Ermenileri eğitmek, onları isyana teşvik etmek ve isyanlarda
iş birliği yapmakla sınırlı kalmamıştır. Bunlara ilave olarak hem Boston’daki
kendi merkezlerine hem Amerikan Hükûmetine hem de Batılı hükûmetlere ve
basına Anadolu’daki durum hakkında kendi çıkarları doğrultusunda raporlar
vermişler; âdeta onların Anadolu’da cereyan eden Ermeni olayları
konusunda gözü kulağı hâline gelmişlerdir. Hazırlanması ve faal hâle
getirilmesinin her kademesinde rol aldıkları Ermeni isyanlarını dış dünyaya
Ermeni katliamı olarak duyurmada bir numaralı aktör olmuşlardır.
Board misyonerleri, Amerika ve Avrupa’daki Ermeniler ile
Anadolu’daki Ermeniler arasında Osmanlı Devleti’nin hayrına olmayan
zararlı haberleşmelere aracılık etmişlerdir.26 Amerika’daki misyonerler
buradan yazdıkları mektuplarla Maraş’taki misyonerlere, Amerikan
gazetelerinde Ermeniler ile ilgili çıkan yazılar hakkında bilgiler vermişler,
Ermenilerin Anadolu’da yürüttükleri fesat hareketlerini teşvik ederek
körüklemişlerdir.
Amerikan gazetelerinde yayımlanan ve misyonerler tarafından imzasız
gönderilen bir kısım mektuplarda Anadolu’da takriben 10.000 Ermeni’nin
Osmanlı Devleti tarafından katledilmiş olduğu yazılmıştır. Hatta bazı
yazılarda bu sayıyı daha da abartmışlar ve 15.000 olarak vermişlerdir.
Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin merkezine oturduğu olaylar facia-yı milliye
olarak değerlendirilmiş ve bu olaylar, eskiden beri devam eden İslamiyet-
Hristiyanlık mücadelesi ile ilişkilendirilerek iki dinin mücadelesinde
Hristiyanlığın şimdilik mağlup olduğunu, ancak sonuçta hangi tarafın galip
geleceğinin de İngiltere ve Amerika’ya ait bir mesele olduğu belirtilmiştir.
Buna bağlı olarak da Ermenilerin verdikleri mücadeleyi dinleri uğruna
yaptıkları, bu yolda canlarını feda ettikleri dile getirilmiştir. Ermenilerin dinleri
adına verdikleri bu mücadelede Türk ve Kürtlerin Ermenileri katlettikleri,
buna da Hristiyanların sessiz kaldıkları vurgulanmıştır.
Buradaki amaç, Ermeni isyanlarına dinî bir kimlik kazandırmak ve bu
mücadeleyi İslâmiyet ile Hristiyanlığın mücadelesi kılığına sokarak, bütün
Hristiyan devletlerin dikkatini Ermenilerin lehine isyanlara çekmektir.
Bu çerçevede Batı’da ve Amerika’da yayımlanan Ermeniler lehine ve
Türkler aleyhine bazı gazete makalelerinin yazarları da bu okullarda ders
veren misyonerler arasından çıkmıştır. İngiltere’de yayımlanan Presbyterian
adlı gazetede 1893 yılında başlayan Merzifon olayları ve bu olayların
suçlularının yargılandığı Ankara Mahkemesi hakkında çıkan bir yazının
Merzifon’daki Amerikan Kolejini idare eden bir misyoner tarafından
yazıldığı yapılan araştırmalar sonucunda tespit edilmiştir

Bu yazıda Anadolu’daki isyanlar ve suçluların yargılandığı Ankara
Mahkemesi sonuçları Ermeniler lehine değerlendirilmiş, Ermenilerin Osmanlı
Devleti aleyhine kışkırtılmasına devam edilmiştir. Ancak, yazı iyice
incelendiğinde içerisinde geçen şu ibareler aslında misyonerlerin
Anadolu’daki Ermeniler hakkındaki gerçekleri çok iyi bildiklerini gözler önüne
sermektedir: “Takip olunan maksat Ermeniler ile meskûn vilâyetlerin
bağımsızlığıdır. ‘Ermenistan’ kelimesi sırf ve sadece tarihî bir tabir olup hatta
coğrafyada böyle özel bir tabir bile yoktur. Çünkü birkaç asırdan beri arazisi
kuvvetli komşuları arasında taksim olunmuştur… Şimdi ismi bile dünya
haritasında görünmeyen bir memleketin ihyası mümkün olabilir… Hangi
teşkilat ve hangi ahali ihya olunacaktır… Orada bir cemaat bile mevcut
olmayıp gerçi bir kavim var ise de bir ‘millet’ yoktur. Şu anda umum
Ermenilerin nüfusu iki veya üç milyondan ibarettir. Bunların üçte biri Osmanlı
idaresi altında ise de bir yerde bulunmayıp bütün memlekete dağılmışlardır.
Bütün memlekette şu an ahalinin çoğunluğu Ermeni olan bir köy bile yoktur…
Ermeni Hristiyanları hiçbir yerde çoğunluğa sahip değildir. Hatta Ermenilerin
çoğu Van, Bitlis, Şirvan ve sair vilayetlerde bulunduğu hâlde yine adı geçen
vilayetlerde ikamet eden İslam ahalinin nüfusu iki mislidir. Şu hâlde böyle
sancaklara Hristiyan vali tayin etmek, Ermenileri çoğunlukta olan İslam
ahalinin idaresine memur etmek demektir ki böyle bir tedbirin daha büyük
karışıklığa sebep olacağı açıktır. Asırlarca varlığı bilinmeyen böyle bir
memleketin tekrar ihdası ve bir cemaati teşkil etmeyen bir ahaliye ‘millet’
nazarıyla bakılması hayaldir. İşte Ermeni kıyam ve harekatının şu anda
mahiyeti bundan ibarettir.”
Bu gerçeklere ilave olarak, Amerikan Board misyonerleri, yardım
ettikleri Protestan Ermenilerin, Osmanlı topraklarında isyan çıkarmak
istediklerini ve bu çalışmaları sırasında da onlara -Rusların mali desteğiyle
faaliyette bulunan- Hınçak Cemiyetinin yardımcı olduğunu bilmektedirler.
Hatta bu durumda nasıl davranacaklarını kararlaştırmak için misyonerlerin ve
Hınçak Cemiyeti üyesi olduğu bilinen Ermeni liderlerinin katıldığı bir toplantı
bile düzenlemişlerdir. Gerçeklerin bilinmesine rağmen, Toplantı Ermenilerin
nüfuzu altında cereyan etmiş, toplantı sırasında Osmanlı Devleti lehine
herhangi bir karar alınmamıştır. Alınan bütün kararlar Ermeniler lehine
olmuştur.

Missionary Herald yazarı bir Amerikan Board misyoneri de, bu
gerçeklerin gölgesinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Osmanlı Devleti
aleyhine, Ermeniler lehine konuşmalar yapmaktan geri durmamıştır.
Osmanlı Devleti aleyhine yapılan propagandalar sadece yurt dışında
değildir. Osmanlı ülkesinde bile bir kısım Board misyonerleri ve bunların
okullarında görev yapan ve onlar tarafından desteklenen Ermeniler de
yaptıkları konuşmalarla Osmanlı Devleti’nin aleyhine görüş beyan etme
cüretinde bulunmuşlardır. Bunun çarpıcı bir örneği Haçin’de Board misyoneri
Martin’in idaresindeki okulun sınavları esnasında yaşanmıştır. Okul
öğretmenlerinden Dikran adlı Maraşlı bir Ermeni, Osmanlı Devleti aleyhine
hoş olmayan bir konuşma yapmıştır. Ancak Osmanlı Hükûmeti, bir yandan
okul müdürünün Osmanlı Devleti kanun ve kurallarına uygun olmayan
davranışlar sergilediğini beyan ederken, diğer yandan da yaptığı
konuşmadan ve davranışından dolayı Dikran’ın bölgeden uzaklaştırılması
gerektiği yönünde görüş bildirmekten başka bir girişimde bulunmamıştır.
Amerikan Board misyonerleri bile, olayların gerçek yüzünü bilmesine
rağmen kendilerinin ve hükûmetlerinin Osmanlı topraklarındaki çıkarlarını
korumayı sürdürürken, Osmanlı Devleti’nin kayda değer bir tedbir almaması
dikkat çekicidir.

Osmanlı Devleti, aleyhine misyonerler tarafından gerçekleştirilen
olaylar karşısında hareketsiz kalmasının yanında, Board okullarında çıkan
olaylarda haklı olmasına rağmen, yine buradaki misyonerlerin girişimleri sonucunda, Amerikan hükûmeti ile girdiği ikili ilişkilerde daima kaybeden
taraf olmuştur. Bunun en açık örnekleri, Board okullarında isyanlar sırasında
Ermeniler tarafından çıkarılan yangınlarda zarar gören okul binaları için
Osmanlı Devleti’nin tazminat ödemek zorunda bırakılmasıdır. Harput’taki
Amerikan Koleji 1895 yılında çıkan olayların içinde çalkalanmış, okul
binalarından sekizi yangın ya da yağmadan zarar görmüştür. Okulun
gördüğü bu zarar Amerikan Board misyonerleri tarafından 20.000 İngiliz
lirası olarak tespit edilmiş, bu miktarın da Osmanlı Devleti tarafından tazmin
edilmesi istenmiştir. Osmanlı Hükûmeti, bir süre direnmesine rağmen
Amerika Birleşik Devletleri ile bir ihtilafa düşmemek ve bu ülke ile dostane
ilişkilerini sürdürmek için 1901 yılında bu zararı ödemiştir.
Osmanlı Devleti’nin böyle bir bedel ödemesi, önceleri eğitim amaçlı
başlayan, fakat ilerleyen yıllarda siyasi bir kimlik kazanan misyonerler ile
Ermeniler arasındaki bu ilişkinin kendisi açısından ne derece zararlı
olduğunun farkında olmadığı anl***** gelmemektedir. Zaman zaman
devletin ileri gelen memurları tarafından yapılan yazışmalar bunu açıkça
göstermektedir. Mesela Sultan II. Abdülhamit’in başkâtibi Tahsin Bey, Antep
Kolejinden mezun çoğunlukla Ermeni olan öğrencilerin Osmanlı
vilayetlerinde serbestçe yapacakları eğitim faaliyetleri ile birtakım zararlı
telkinatta bulunacaklarını açıklayarak, Amerikan Sefaretinden bu yolda bir
iltimas ortaya çıkar ise kabul edilmeyip, uygun bir şekilde geçiştirilmesi
doğrultusunda talimat vermiştir. Yine de Amerikan Board okullarında eğitim
veren misyonerlerin ve buralarda okuyan öğrencilerin Ermeniler lehine,
Osmanlı Devleti ve Türkler aleyhine faaliyetlerinin önüne geçilememiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan Board misyonerleri ve
Ermeni isyancıları arasındaki iş birliği devam ederken, 1916 yılı ile birlikte bu
ikili ilişkiler için yeni bir dönem başlamıştır. Rusların Erzurum ve Trabzon
vilayetlerini işgal etmesi, Anadolu’nun büyük bir kısmını -özellikle doğu
bölgelerini- savaş bölgesi hâline getirmiştir. Bunun üzerine 5 Mayıs 1916
tarihinde Başkumandanlık tarafından Sivas, Erzurum, Trabzon, Bitlis,
Diyarbakır, Elazığ vilayetleri ve Canik Mutasarrıflığına; 9’uncu, 10’uncu ve
11’inci Kolordu kumandanlıklarına gönderilen bir telgraf ile vilayetler
dâhilinde bulunan Amerikan kurumlarından, okul ve hastanelerinden asker
yerleştirilmesi ve hastane olarak kullanılması suretiyle yararlanılması;
savaşta bulunulması durumunun ortaya çıkardığı şartlardan,
mecburiyetlerden dolayı ordu mıntıkası dâhilindeki bu kurumların
çalışanlarının savaş alanından uzağa, İstanbul’a gönderilmelerinin gerektiği
hususunda bir ihtar yazısı gönderilmesi istenmiş, Amerikan kurumları
hakkındaki bu ihtar gerekli vilayetlere derhâl bildirilmiştir.
Ancak Ermeni asilerle ilişkileri bilinmesine rağmen, sadece Amerikan
kurumları için değil, binalarına el konulacak diğer bütün yabancı kurumlar da
dâhil olmak üzere, bu kurumlara el konulması sırasında uyulması gereken
kurallar da açık bir şekilde beyan edilmiştir. Bu kurumlara el konulması
lüzumunun ortaya çıkması hâlinde, kurumların müdüriyetlerine, buraların
askeriyeye tesliminin gerekliliğinin uygun bir dille haber verilmesi, içinde
bulunan öğrenci veya hastalar için mümkün ise uygun bir yer tahsis edilmesi,
askeriyeye devredilecek eşyanın defter hâlinde tanzim edilmesi ve kurum
yetkilileri ile teati edilmesi, gerekli olmayan eşyanın binaların üst odalarına
konup mühürlenerek koruma altına alınması, kurum müdürleri ve
çalışanlarına nazik davranılması, İstanbul’a gitmek isteyenlere gerekli
kolaylığın sağlanması, kurumlara el konulması sırasında yetkililerce
uyulması istenen kurallar olarak belirlenmiştir. Bu kurallardan da
anlaşılacağı üzere Osmanlı Hükûmetinin bu hareketi misyonerlere karşı
alınmış bir tavır değildir. Tamamen şartların ortaya çıkardığı bir durumun
sonucudur.

Amerikan Board misyonerleri, Ermeni asileri ile olan iş birliklerini
Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından da devam ettirmişler, Hristiyan
tebaanın savaş sonunda isteklerinin dile getirildiği mevkiler olmaya devam
etmişlerdir. Bu ilişkinin en açık ve pervasız bir şekilde devam ettirildiği yerlerin başında Merzifon ve civarı gelmektedir. İngilizlerin Merzifon’u
işgalinden önce 13 Mart 1919 sabahı Amerika’nın İstanbul’daki temsilcisi
Amiral Bristol Samsun’a çıkmış ve Anadolu Koleji Müdürü Mr. Getchell’in
daveti ve Merzifon’daki Hristiyanların yazdığı bir mektup neticesinde
Bristol’un ziyaret edeceği yerler arasında Merzifon da yer almıştır. Bu
girişimin sebebi, Amerika nezdinde Hristiyan tebanın isteklerini de gündeme
getirmektir.
Bu görevlerinde başarılı olmak isteyen Board misyonerleri işgalci
kuvvetlerle iş birliği yapmaktan da çekinmemişlerdir. Merzifon’u işgal eden
İngiliz Kumandan Salter ve beraberindekiler Merzifon’a geldikleri günün
akşamı Amerika Hükûmetinin Merzifon mümessili ve aynı zamanda Merzifon
Anadolu Koleji öğretmenlerinden olan Mr. Dana K. Getchell’in evine
gitmişlerdir. Geceyi burada geçirdikten sonra ertesi gün, sabah erkenden
otomobille Hükûmet Konağı’na gelerek hiçbir ilgiliye haber vermeden İngiliz
bayrağını çekerek Kaymakamlık odasına girmişlerdir.
Bu iş birliği çerçevesinde, Amerikan Board misyonerleri Merzifon ve
civarında dolaşarak yaptıkları konuşmalar ile Ermeni halkını Osmanlı
Devleti’ne ve Türk halkına karşı kışkırtmışlardır. Merzifon Anadolu Koleji
öğretmeni olan ve aynı zamanda Yakın Şark Muavenet Heyeti üyelerinden
Mister Getchell, 15 Mayıs 1919 tarihinde bir İngiliz subayı ve silahlı yirmi beş
İngiliz askeri ile Gümüşhacıköyü kazasına gelmiş, din değiştirmiş olan,
ismen Müslüman hanelerinde bulunan bütün Ermenileri kasaba kilisesine
toplayarak giydikleri İslami elbiselerini terk etmeleri ve Müslümanlarla evli
bulunan kadınların kendi dinlerine (Hristiyanlığa) dönmeleri yönünde
kışkırtıcı konuşmalar yapmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda Merzifon istasyonunda Amerikan
Board misyonerlerinin ve Anadolu Kolejinin tekrar faaliyetlerine başlaması
sonucunda yapılan incelemeler ve alınan istihbarat sonucunda Amerikalılar
ve İngilizlerin hamiliğinde Ermeniler de Merzifon’u yeniden faaliyetlerinin
merkezi hâline getirmişlerdir. Tehcir sırasında Merzifon’da çokça kalan
Ermenilerin, civar bölgelerden gelenler ve tehcirden geri dönenlerle birlikte
nüfusu artmıştır. Ayrıca Patrikhaneden Bedros ve Lerjon adında, öğrenim
görmüş iki genç Ermenilerle ilgili siyasi bir sorun çıkarmak amacıyla
Merzifon’a gönderilmişlerdir. Amaçları muhtemelen daha önceden olduğu
gibi, Avrupalı devletlerin dikkatini kendi üzerlerine çekmektir.
Ermenilerin bölgede bu şekilde rahat hareket etmelerinin en büyük
sebebi; İngilizlerin Merzifon’u işgal etmeleri, işgal neticesinde buradaki
Amerikan misyonerlerinin, amaçları doğrultusunda çok hareketli bir hâle
gelmeleri ve işgal kuvvetleriyle bölgedeki azınlıkların yararına büyük bir iş
birliğine girmeleridir. Bu iş birliği, İngiliz işgalci kuvvetlerin Merzifon’a
yerleşmeleri esnasında son noktasına ulaşmıştır. Merzifon’da bulunan Mr.
Getchell -bölgede Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi sorumlusu ve aynı
zamanda Anadolu Kolejinin idarecisi- ile beraber üçü doktor, dördü eczacı
olmak üzere sekiz Amerikalı, Merzifon’a gelen İngiliz müfrezesinin
yerleşmesi esnasında onlara büyük destek olmuşlardır. İngiliz işgal
müfrezesinin bir kısmı Kara Mustafa Paşa Okuluna, bir kısmı da Amerikan
Kolejine yerleşmişlerdir.

Amerikan Board misyonerlerinin destek verdiği bu işgal kuvvetleri,
cezaevlerindeki Ermeni ve Rum tutuklu ve hükümlüleri serbest
bırakmışlardır. Bu yardım ve dayanışmaya bir başka örnek de Amerikan
Koleji öğretmenlerinden misyoner Getchell’in İtilaf devletleri mümessili
sıfatıyla Osmanlı Hükûmeti yetkililerine baskı yaparak gece hükûmet
dairesini açtırıp gaz lambası yaktırarak bizzat nüfus müdürüyle beraber din
değiştirmiş olan Ermenilerin nüfus kayıtlarını iptal ettirerek Türk isimleri
yerine eski Ermeni isimlerini yazması olmuştur. Mr. Getchell, bu olayı, 1915 yılındaki Tehcir Olayı’nda Osmanlı Hükûmetinin, Müslüman olan Ermenilerin
tehcirden muaf olacaklarını bildirmesi üzerine birçok Ermeni’nin Müslüman
oldukları ve isim değiştirdikleri, Agop’un Osman, Mariam’ın Fatma olduğu
şeklinde açıklamıştır.
İngiliz subayları ve Amerikalı misyonerler Anadolu Kolejinde sürekli
olarak toplantılar yapmışlardır. Bu toplantılar hem Amerikalıların hem de
İngilizlerin Merzifon ve çevresinde komitecilik teşkilatıyla uğraştıklarını ve
buranın ihtilal teşebbüsleri hakkında müzakerelerde bulundukları bir merkez
olduğu şüphesini uyandırmıştır. Bu toplantılar haricinde İngiliz subayları
Merzifon ve civarında bazı inceleme gezileri yapmışlardır. Bu gezilere
Amerikalı misyonerler de eşlik etmiştir. Mesela amacının pek anlaşılamadığı,
Gümüşhacıköyü’ne yapılan böyle bir gezide, bir subay, yirmi beş silahlı
İngiliz askeri ile beraber Anadolu Koleji müdürü Mr. Getchell de yer almıştır.
15.05.1919 tarihinde araba ile Gümüşhacıköyü’ne gelmişler, Getchell ile
beraber İngiliz Subayı Kaza kaymakamının evinde, askerler ise bir
Hristiyan’ın evinde kalmışlardır.
Bu gezi sırasında Mr. Getchell, buranın Hükûmet Konağında bütün
Osmanlı Hükûmeti memurlarını toplamış ve onlara bir konuşma yapmıştır.
Konuşması sırasında bölge halkını emirlerine uymaya davet etmiştir. Ancak
bölgenin Müslüman halkı böyle bir niyetlerinin olmadığını müftüleri aracılığı
ile çok güzel bir şekilde açıklamışlardır.
İngilizlerin Merzifon’u işgalinden dolayı kendilerine güvenleri oldukça
artan Ermeni ve Rum komitacılar, İngiliz subayı ve Amerikalı misyonerler ile
daima irtibat hâlinde olmuşlardır. Bu ilişki komitacıların bölgedeki
asayişsizliklerini, cinayet ve yağma hareketlerini bir kat daha artırmıştır.
İngiliz subaylarla Amerikalı memur ve misyonerlerden yüz bulan
Ermeni ve Rum kundakçılar, Hristiyanları şımartıp isyankâr bir tavır
sergilemeye sevk etmişlerdir. Ayrıca asayişi yabancılara (İngiliz, Amerikalı)
karşı bozulmuş ve ihlâl edilmiş göstermek, işgalde müdahale sağlamak
amacıyla özellikle yabancı subay olan yerlerde Osmanlı Hükûmet
memurlarına hiç başvurmadan doğruca yabancılara müracaat etmeye
başlamışlardır.

Bu ilişkinin neticesi olarak, Merzifon’da bulunan İngilizler, Rum ve
Ermenilerden 1 Haziran 1919 tarihinde 110 kadar firarî kaydetmişlerdir.
Gümüşhacıköyü’ne bağlı Karaköy Rum köyüne Merzifon’da oturan Artur ile
Yanko isimli iki yerli Hristiyan teşkilat kurmak için gitmişlerdir.
Birinci Dünya Savaşı öncesi olduğu gibi Savaş sonrasında da Osmanlı
Hükûmeti bütün bu gelişmelerin farkındadır. Bu yüzden Merzifon’da
Ermenilerin, Amerikan ve İngilizler ile girdikleri iş birliği neticesinde
yürüttükleri faaliyetler hakkında 3’üncü Ordu Müfettişliği tarafından tahkikat
yürütülmeye başlanmıştır. Bu tahkikatlar neticesinde, 7 Haziran 1919
tarihinde Merzifon ve civarında hemen her gün on beş, yirmi arabadan
oluşan bir kafilenin İngiliz ve Hint askerlerin denetimi altında, Merzifon
Amerikan Kolejine geldiği, kafilenin Samsun’dan Merzifon Amerikan Kolejine
muhteviyatının ne olduğu kesin bilinmeyen, sandıklar hâlinde eşyalar
getirdiği tespit edilmiştir.
Yine yapılan tahkikat neticesinde, takip eden günlerde, akşamüzeri
Merzifon’daki İngilizlere sekiz araba sandık geldiği, sandıkların üzerinde
Ottoman American markaları bulunduğu, eşyayı getiren kafilenin Merzifon’a
geldiğinde üç kısma ayrılarak aralıklarla kasabaya girdiği, bu esnada
Merzifon’da bulunan Hint askerlerinin bir kısmının, silahlı olarak güzergâha
taksim edildiği, bu gelişmelerden sandıklar içindeki eşyanın silah olabileceği
ihtimaline hükmedildiği, kafile ile beraber iki İngiliz subayının da Merzifon’a
geldiği, tahkikat neticesinde elde edilen bu bilgiler ışığında gerek bu kafile ile
ve gerek şimdiye kadar gelen silahlarla Ermeni ve Rumların silahlandırılmakta olduğu kanaatine varılmıştır.
İngilizlerin bölgede bulunan Ermeni ve Rumlara yardımları sadece
bunlarla da kalmamıştır. Temmuz ayı içerisinde bir İngiliz sefinesi Samsun’a
ilaç, karyola, yatak, çadır, erzak ve çok miktarda un ihraç etmiştir. Bunlar,
Ermeni ve Rum göçmenleri ve çetecilerine verilmek için
getirilmiştir.
Osmanlı Hükûmeti, yaptığı tahkikat neticesinde elde ettiği bilgiler
doğrultusunda, Merzifon gibi bir yerde İngiliz ve Amerikalıların desteğini
gören Rum ve Ermenilerin öteden beri beslemekte oldukları kin ve
düşmanlıkları neticesinde katliam hareketlerine girişebilecekleri üzerine de
dikkat çekilmiştir. Hükûmet yetkilileri, Ermenilerin böyle bir girişimde
bulunmaları durumunda da katliamların şiddetinin ne dereceye ulaşacağı
konusunda düşünmek bile istemediklerini, büyük devletlerin temsilcilerinden
alınan cüret sonucu fırsat bulduklarında Müslümanlara son derece canice
davranacaklarının muhakkak olduğunu ifade etmişler ve bu konuda dikkatli
davranılması istenmiştir.

Sonuç
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere, Anadolu’da çıkarılan bu olaylar,
Ermeni milletinin Avrupa devletleri arasında kendi çıkarları
doğrultusunda
kullanılmayı düşünülen bir millet olduğu gerçeğini açık bir şekilde
ortaya
koymaktadır. Bu devletlerin niyeti ne Osmanlı Devleti’nin çıkarları ne de
Ermenilerin büyük bir devlet kurmalarıdır. Asıl olan kendi millî çıkarları
olmuştur. Ermeniler de bu çıkarlar doğrultusunda
kullanılan bir maşa
olmaktan öte bir önem arz etmemişlerdir.
Amerika Birleşik Devletleri adına da Ermenileri maşa olarak kullanan
örgüt, Amerikan Board ve bu cemiyetin eğitim kurumları olmuştur. Amerikan
Board okulları, Ermeni milliyetçiliği fikrinin öğrencilerin kafasına yerleştirildiği
en önemli yerlerden biri olmuştur. Anadolu’da faaliyet gösteren Ermeni ihtilal
komiteleri liderleri, bu okullardan yetiştirilmişlerdir. Hatta Board okulları, bu
ihtilal komitelerinin merkezi hâline getirilmiştir. Ermeni öğrencilerinin ve
halkının Ermeni milliyetçiliği düşüncesinin ağırlığı altında ezilmesine sebep
olan fikirlerin bu insanlar arasında aşılanmasında en büyük katkıyı okullarda
görev yapan Amerikan Board misyonerleri ile bu misyonerlerin
desteklerinden büyük cesaret alan, yine buralarda görev yapan yerli Ermeni
öğretmenler olmuşlardır.

Board okulları kuruluşundan itibaren eğitim politikası olarak, yetiştirdiği
öğrencileri hürriyet fikirleri ile besleme ve millî şuurlarını uyandırma
düşüncesini benimsemiştir. Bu öğrenciler de buradan mezun olduktan sonra
kendi cemaatlerinin aydın kişileri olarak bağımsızlık fikirlerini yaymaya başlamıştır.