313


HZ ŞEMÜYEL (AS)

Yûsâ a.s'in vefatından sonra Israilogullari hükümdarlar tarafından yönetilmişlerdir. Peygamberlerine olan ihtiyaçları ise, sadece dinî mevzularda çıkar bir yol bulabilmek veya bir musibete uğradıklarında Allah'a yalvarmasını istemek seklinde oluyordu.

Yûsâ a.s.'in vefatının üzerinden dört yüz yıl geçmişti. Amâlikler'in hükümdarı Câlût, Israilogullari'na saldırmış; mukaddes kitapları Tevrat’ı ve Musa a.s. ile Harun a.s.'in ailelerinden kalan, içinde bir takım kutsal emanetlerin bulunduğu, “Tâbut” ismini verdikleri sandığı ellerinden almıştı. Israilogullari her zaman olduğu gibi, başlarına gelen bu felaketin def'i ve mukaddes emanetleri geri alabilmek için Yüce Allah'a yalvarmaya başladılar. Bir peygamber göndermesini istediler. Cenab-i Allah da onlara Ismûil (Semuyel) a.s.'i gönderdi.

Yönettiği Amâlika halkıyla birlikte Câlût'un Israilogullari'na peyderpey uyguladığı katliam o safhaya ulaşmıştı ki, neredeyse topyekûn yok olacaklardı. Sonunda Israilogullari “Peygamberlerine (Ismûil'e) varıp: - Bize bir hükümdar tayin et, biz de onunla beraber Allah yolunda savaşalım, dediler. (Ismuil onlara): - Ya size savaş emredilince savaşmazsanız, dedi. Onlar: - Biz, yurtlarımızdan çıkarılmış, oğullarımızdan uzaklaştırılmış iken, Allah yolunda ne diye savaşmayalım, dediler.” (Bakara, 246)

Bunun üzerine Hz. Ismûil a.s. Allahu Teâlâ’ya dua etti. Allah da onlara, sıradan biri gibi gözüken Tâlût isminde birini görevlendirdi. Ismûil a.s. yeni komutanları Tâlût'u Israilogullari'na tanıttığı zaman onlardan bazıları: - Biz hükümdarlığa daha layık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik de verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur, dediler.

Bunları duyan Ismûil a.s. kızdı ve: - “Allah başınıza onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. O her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir, dedi.” (Bakara 247)

Israilogullari içerlemiş bir halde, istemeye istemeye yeni komutanları ile birlikte Câlût ile savaşmak üzere yola çıktılar. Yolda susadılar, Ismûil a.s.'dan bir ırmak akıtmasını istediler. O da dua etti ve tatlı suyu olan bir ırmak aktı (Filistin Irmagi). Tâlût askerlerine dönerek: - Allah sizi ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu içmezse artık bendendir. Sadece bir avuç içenler müstesna, o kadarına müsaade vardır, dedi.

Fakat askerlerden pek azı Tâlût'un sözünü dinlediler. Irmağın kıyısına geldiklerinde bir kısmı hariç, hepsi kana kana içti. Nihayet Tâlût ve yanındakiler nehrin öte karşısına geçtiklerinde, geride kalanlar bu sefer: - Bizim Câlût'a karşı koyacak gücümüz yok, deyip geri döndüler. Sözlerinde sadik olanlar ise: - “Nice az bir topluluk var ki, Allah’ın izniyle sayıca çok toplulukları yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir.” dediler. (Bakara, 249)

Tâlût ve askerleri, Câlût'u ve dehşetli ordusunu gördüklerinde: - Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır indir. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir topluluğa karşı bize yârdim et, diye dua ettiler.

Tâlût'un ordusunda, yaşı henüz küçük olan, fakat ileride peygamber olacağı daha o zamanlar fark edilen Davud a.s. da bulunuyordu. Sapanına koyduğu küçük bir taşı, o iri cüsseli Câlût'un alnının ortasına öyle bir atmıştı ki, neredeyse Câlût'un kafası parçalanmıştı. Câlût böylece ölüp gidince, ordusu da dağılıp perişan oldu.

Bundan sonra Ismûil a.s. bir müddet daha yaşadı. Ondan sonra Hz. Davud a.s. peygamberlikle vazifelendirildi.